11 Haziran 2015 Perşembe

Aşırı Terleme Tedavisi (Hiperhidrozis)

Elleriniz devamlı terlediği için tokalaşmaktan çekiniyorsanız, aşırı terleme yüzünden elinizle bir alet veya cisim tutarak çalışmakta zorlanıyorsanız, koltuk altlarınız terlediğinde ter veya koku önleyici kullansanız bile fayda etmiyorsa, aşırı terleme sıcak ortamlar haricinde tüm gün boyunca (istirahat halindeyken bile) devam ediyorsa, bu durum aşırı terleme sorununuz olduğu anlamına gelir.

İnsan organizmasında bulunan iki sinir siteminden biri de otonom (istemsiz) sinir sistemidir. Mide- bağırsakların çalışması, solunum hızı, kalp atışı hızı gibi bedensel işlevlerin çalışmasını ve istem dışı kontrolünü sağlarken, vücut ısısının ayarlanmasında önemli rol alan ter bezlerinin çalışmasını da kontrol ederler.  Bu sistemin bazen hiçbir nedene bağlı olmadan kendiliğinden çok yüksek seviyede çalışması belirli bölgelerde aşırı terlemeye neden olur.

Günlük hayatı etkileyen aşırı terleme durumuna Hiperhidrozis adı verilmektedir. 
- Ergenlik çağı ile başlar ve ömür boyu sürer.
- Çoğunlukla 20-30 yaşlarda belirginleşir.
- Organik bazı hastalıklarda da olan terlemeler dışında tamamen psikolojik temellidir.
- Aşırı heyecanlı, sinirli, kaygılı ve sıkıntılı kişilerde daha sık görülür.
- Toplum genelinde görülme oranı % 0.5-% 1’dir
- Normalde sağlığa zarar vermeyen bir rahatsızlıktır. Ancak kişilerin sosyal yaşantısını, öğrenimini, iş hayatını, psikolojik durumunu etkileyebilir.

İlaçlar, kremler ve botoks tedavileriyle terleme önlenmeye çalışılabilir ancak bu yöntemlerle kalıcı çözüm bulmak mümkün değildir. Aşırı terleme bozukluğunun tedavisinde geçerli olan en etkili ve kesin tedavi şekli cerrahi uygulamadır. Bu yöntemle el ve kollardaki terlemeden sorumlu sinir hücreleri yok edilerek kalıcı şekilde çözüm bulunabilir.

Endoskopik torakal sempatektomi denilen cerrahi yöntemle göğüs cerrahisi uzmanı tarafından, genel anestezi altında her iki göğüs yan duvarına yapılacak bir veya iki adet yarım santimlik kesiler ve bu deliklerden girilerek özel aletler ve teknikler yardımı ile bölgeden sorumlu sempatik sinirler çıkarılır. Bu sinirlerin terleme dışında fonksiyonu olmadığı için; ameliyatın felç oluşturma, his kaybı, refleks azalması gibi yan etkileri olmaz.

Ameliyatın etkisi anında başlar. Hastalar anesteziden uyandıklarında elleri kuru ve sıcaktır. Etkisi kesintisiz hayat boyu sürer. Hastane kalış süresi 24-48 saattir. Koltuk altında zorlukla fark edilebilecek 1cm’lik izler kalır. Hastalar işlemden sonra normal yaşamlarına 1 hafta sonra  dönmüş olurlar.  Bu yöntemle ellerdeki terlemede % 98, koltuk altı terlemesinde % 90 başarı sağlanır.

Ağır kalp ve akciğer hastalığı olanlar, önceden akciğer zarı veya akciğer ameliyatı geçirenler terleme nedeni farklı olanlar (guatr hastalığı gibi) için işlem uygun değildir. 

Her cerrahi işlemde olduğu gibi anestezik ajanlara karşı reaksiyon, enfeksiyon, kanama ve komşu organlarda yaralanma olası komplikasyonlardır, ancak işlem deneyimli uzmanlar tarafından uygulandığında oranları % 1 civarındadır.  İşlem sonrasında akciğerin yeteri kadar şişmemesi nedeniyle göğüs kafesi içerisinde hava kalabilir, çoğunlukla kendiliğinden düzelen bir sorun olmasına rağmen nadiren ek işlem gerekebilir.

 Bunun yanı sıra bölgedeki terleme kaybını telafi edebilmek için vücudun diğer alanlarında terleme artışı olabilir, ancak bu % 20-40 hastada rahatsız edici düzeydedir. Nadiren işlem sırasında baş ve yüze gelen sinirler de etkilenebilir, yüzde kuruluk, terleme kaybı ve göz kapağında düşme görülebilir ama çoğunlukla 1-2 hafta içinde her şey normale döner.

1 Haziran 2015 Pazartesi

KINIYORUZ!

Ülkemizdeki tüm sağlık kurumları ile aynı anda saat 9.00'da sağlık çalışanlarına uygulanan şiddeti kınamak amacıyla Güven Ailesi olarak saygı duruşunda bulunduk. Sağlık çalışanlarına uygulanan şiddeti kınıyoruz!

21 Mayıs 2015 Perşembe

21 Mayıs Dünya Süt Günü

Birleşmiş Milletler Sütçülük Federasyonu kararı ile  21 Mayıs Dünya Süt Günü, 21 - 28 Mayıs tarihleri arası da ‘Süt Haftası' olarak kutlanmaktadır. Bu kutlamadaki asıl amaç toplumu süt hakkında bilgilendirmek ve süt tüketimini arttırmaktır.

İnsanoğlunun doğumdan sonra  ilk besini  anne sütüdür. Günümüzde Anne sütünün ilk 6 ay tek başına verilmesi gerektiği unutulmaması gereken bir gerçektir.  6. Aydan sonra ise ek besinlere başlanırken gene anne sütünün gereksinimi göz önüne alınarak ek besin çizelgesi hazırlanmalıdır.

Süt her yaş çocuğun beslenmesinde en değerli besindir. Yapılan araştırmalar süt içen çocukların , süt içemeyen çocuklara göre daha zeki, ders başarısı ve zihinsel performanslarının daha önde olduğunu göstermektedir. Dünya Sağlık Örgütü çocukların her gün kahvaltıda ve yatmadan önce olmak üzere  günde 2 bardak süt içmelerini önermektedir. Kemik ve dişlerin sağlığı, ideal boy ve kilo oranı, bağışıklık sisteminin güçlenmesi, hastalıklara karşı direnç kazanma ancak bebeklik ve çocukluk döneminde yeterli ve dengeli beslenmeyle mümkündür. 

Süt vücudun ihtiyaç duyduğu C vitamini ve demir dışındaki bir çok makro ve mikro besin öğesini içinde barındıran besindir.Kalsiyum dışında ; B2 vitamini , B12 vitamini, A vitamini, tiamin, niasin, fosfor ve magnezyum olmak üzere birçok besin öğesinin de  önemli kaynağıdır. Dengeli ve sağlıklı beslenmenin altın kuralı 4 besin maddesini her öğün tüketmektir. Bu 4 besin grubundan ilki süt grubudur. Özellikle protein ve kalsiyum içeriği açısından sadece çocukluk döneminde değil, her yaşta herkes tarafından tüketilmesi gerektiği önerilmektedir. 

Çocukluk döneminde yaklaşık 500 mg. olan kalsiyum ihtiyacı yaş ilerledikçe artmaktadır, 50 ’li yaşlarda bu miktar 1200 mg.a  kadar çıkmaktadır. Hatta gebelik ,emzirme dönemi gibi özel durumlarda mutlaka diyete  kalsiyum kaynakları eklenmelidir. 

Osteoporoz, hipertansiyon,  obezite, diyabet gibi kronik hastalıkların önlenmesinde ve  tıbbi beslenme tedavisinde sütün önemli görevi vardır. Sütte bulunan besin öğeleri ve biyoaktif bileşenlerin sağlığı korumada ve hastalıkların önlenmesinde etkili olduğu yapılan birçok araştırmayla gösterilmektedir. 

OSTEOPOROZ VE SÜTÜN ÖNEMİ

Kemiklerden kalsiyum çekilmesine bağlı olarak kemik mineral yoğunluğunda azalma ve buna bağlı olarak kırık riskinin artması olarak tanımlanan osteoporoz , çocukluk çağından itibaren yeterli süt ve süt ürünü tüketimiyle (diğer kalsiyum kaynakları)  önlenebilen kronik bir hastalıktır. Ülkemizde bugün her 3 kadından  biri osteoporoz riski altındadır. Osteoporozdan korunmak için çocukluktan itibaren kemik mineral yoğunluğunun arttırılması ve yaşam boyu yeterli kalsiyum alınarak kemiklerden kalsiyum çekilmesinin önlenmesi gerekir.

Bugün yapmanızı istediğimiz, Hem sizin hem de çocuğunuzun beslenme programında yeterli süt ve süt ürünü oluğunu kontrol etmeniz, günde 500 cc kadar süt ve ürünü tüketip tüketmediğiniz not alarak denetleyin. Eksikliği durumunda eğer tüketimde sıkıntı yaşıyorsanız, nasıl tamamlayabileceğiniz konusunda yardım alın. 

Sadece Dünya Süt Gününde değil her zaman sofranızdan sütünüzü eksik etmemeniz dileği ile sağlıklı günler dileriz.

Dyt. Gülçin Gazioğlu
Beslenme ve Diyet Bölümü
Güven Hastanesi

28 Nisan 2015 Salı

Önlemini Al, Biyoritmini Koru

Baharla birlikte vücut metabolizmamız değişmekte, vücudun biyoritmi de bu değişen koşullara uyum sağlamaya çalışmaktadır. Hem yorgunluk hem de bazı ruhsal sorunlarla ortaya çıkan bahar yorgunluğundan korunmak aslında çok da zor değildir. Bir hastalık olarak tanımlanan bahar yorgunluğu önlem alınmazsa kronikleşebilmektedir. 
Yanlış beslenme alışkanlıkları, vitamin ve minerallerin besinlerle yeterli miktarda alınmaması, hareketsiz yaşam biçimi, tiroid bezinin çalışma düzensizlikleri bahar yorgunluğunun altında yatan nedenlerden sayılabilmektedir. Bu durumlarda hafıza zayıflaması, uyku eğilimi, adale ağrıları normalden fazla görülmektedir. Güne iyi bir kahvaltı ile zinde başlamak çok önemlidir. Fazla karbonhidrat ağırlıklı beslenmek vücutta uyku ve yorgunluk haline sebep olmakta, ayrıca dikkatsizliği arttırmaktadır. Baharda vücudun daha çok vitamin ve minerale ihtiyacı vardır. 
Bağışıklık sistemimizin güçlenmesi için C vitaminlerince zengin yeşil yapraklı besinler, kırmızı renkli sebze ve meyveler çok faydalıdır. Bu dönemde günlük tüketilen su miktarını biraz arttırmak vücut direncinin sağlanması ve toksinlerin atılması için faydalı olacaktır. Vücudun kronik yorgunluğunun bir nedeni de D vitamini düşüklüğüdür. Kış aylarından da yeni çıktığımızı düşünürsek kanda D vitamini düzeyine bakılarak gerekliyse takviyesi önerilir.

6 Nisan 2015 Pazartesi

Obezite Çocuk Yaşta Başlar ve Sizinle Büyür

Çocukluk Çağı Obezitesi
Obezite, vücuttaki yağ dokusunun artmasıyla ortaya çıkan önemli bir sağlık sorunudur. Vücuda alınan enerjinin harcanan enerjiden fazla olması nedeniyle ortaya çıkar. Günümüzde yetişkinlerde görülen şişmanlığın ve birçok kronik hastalıkların (hipertansiyon, diyabet, kalp hastalıkları vb.) temelinin çocukluk çağında atıldığı bilinmektedir. Obez bir çocuk yakınlarına sevimli ve hatta daha sağlıklı gelebilir. Oysa bu durum aslında onun ilerideki yaşamında önemli pek çok problemin hazırlayıcısı ve başlatıcısı olacaktır. Şişmanlık sorunu yaşamın olabildiğince erken dönemlerinde düzeltilmelidir.

Şişmanlığın Nedenleri
Şişmanlığın ortaya çıkmasında çevresel etmenler kadar genetik etmenlerinde etkili olduğu bilinmektedir. 
Genetik etmenler: Anne ve babası şişman olan çocukların sadece annesi veya sadece babası şişman olan çocuklara göre daha yüksek oranda şişman olduğu görülmektedir.

Çevresel etmenler: 
Annenin şişmanlığı ve gebelik döneminde aşırı ağırlık kazanımı ile bebeğin doğum ağırlığı arasında ilişki vardır. Gebeliğin son üç ayında bebekte hızlı bir yağ birikimi başlamaktadır. Bu dönemde annenin beslenmesi bebekte oluşabilecek yağ dokusu miktarını etkilemektedir. Annenin aşırı ve dengesiz beslenmesi bebeğin doğum ağırlığının artmasına ve sonraki yıllarda şişmanlık riskinin artmasına sebep olmaktadır. 
Yeterli süre anne sütüyle beslenen bebeklerde şişmanlık görülme riski daha düşüktür. Anne sütü yetersizliği ve yokluğuna bağlı olarak bebeğe verilen besinlerin yanlış hazırlanması şişmanlığın gelişme riskini artırır.
Ek besinlere zamanında başlama ve doğru ek besinlere başlama şişmanlık riskini azaltır. Zamanından önce şekerli ve unlu ek besinlere başlanması, öğün sıklığı , öğünlerin besin içeriği ve annelerin daha ilk yıllarda bile besin alımı için çocuğu zorlaması beslenme alışkanlıklarını olumsuz etkilemektedir.

Bebeklere ilk 6 ay sadece anne sütü verilmelidir ve 6 aydan sonra uygun besinlere başlanarak yeterli ve dengeli beslenmeleri sağlanmalıdır. 
Ebeveynlerin eğitim düzeyi, ailenin sosyo-ekonomik-kültürel durumu ve beslenme alışkanlıkları da çocukluk çağı şişmanlığında belirleyicidir.
Modern yaşam tarzı, özellikle hareket azlığı ve abur-cubur beslenme alınan enerji miktarını artırırken harcanan enerji miktarını azaltmaktadır.

FAZLA ENERJİ ALINMASI: 
Süt, yoğurt,ayran gibi kalsiyumdan zengin gıdalar yerine gazlı-kalorili içeceklerin (kola,soda,meyve suyu) içilmesi,
Tok tutan, yavaş sindirilen ve barsak hareketlerini kolaylaştıran lifli gıdaların (baklagiller,sebze,meyve) az tüketilmesi,
Bol şekerli ve yağlı yiyecekleri (cips,patates kızartması,gofret,çikolata,şekerleme) aşırı tüketme,
Fast-food tipi hazır besinlerle beslenmenin artması (pizza,hamburger,ekmek arası vb.),
Öğün atlayıp,diğer öğünlerde aşırı miktarda yemek yeme,
Televizyonda kalorili yiyecek ve gazlı-şekerli içecek tüketiminin reklamlarla özendirilmesi fazla enerji alınmasına sebep olmaktadır.

FİZİKSEL AKTİVİTENİN AZALMASI: 
Okula servisle gidip-gelme,
Merdiven yerine asansör-yürüyen merdiven kullanımı
Dışarıda oyun yerine evde televizyon, bilgisayar başında vakit geçirme(bu sırada abur-cubur tüketimi),
Kentlerde yetersiz yeşil alan ve yeşil alanlardan yoksun apartman yaşamı,
Spor dersini aksatma,spor dersi yerine başka derslerle uğraşmak ve spor dersi yetersizliği,
Teknolojik yenilikler (uzaktan kumandalı cihazlar) gün içerisinde yapılan fiziksel aktivitenin azalmasına sebep olmaktadır.

Şişmanlığın Yarattığı Sağlık Sorunları
Şişman çocukların ergenlikten önce boyları ve kemik olgunlaşma düzeyleri yaşıtlarına göre ileridedir. Bu nedenle ergenlik belirtileri erken yaşta ortaya çıkar, büyüme de erken yaşta tamamlanır.
Düztabanlık, bacaklarda eğrilik gibi ortopedik sorunlar ortaya çıkar.
Deri kıvrımlarında ve bacak aralarında sürtünme sonucu pişikler görülür.
Şişman erkek çocuklarda meme bölgesinde yağ toplanması görülür.
Deri altı yağ dokusunun artışı ile deri enfeksiyonları gelişebilir.
Soluk alıp-vermede güçlük yaşanır.
Kalp-damar hastalıkları, hipertansiyon, diyabet gibi hastalıkların çocukluk yaşlarında ortaya çıkmasına neden olur.

Tedavide yöntemler
Şişmanlığın nedenlerinin doğru olarak saptanması önemlidir. Tedavide temel yöntemler; çocuğun yaşına uygun beslenme programının belirlenmesi, fiziksel aktivitenin artırılması, yanlış alışkanlıkların düzeltilmesi ve psikolojik tedavi desteğinin verilmesidir.
İlk 6 ay sadece anne sütü verilmesi yönünde anne desteklenmeli, 6. aydan sonra, 2 yaşına kadar tamamlayıcı besinlerle birlikte anne sütü verilmesine devam edilmelidir. 
Altıncı aydan itibaren uygun tamamlayıcı besinlere azar azar başlanmalı, çocuğun ayına uygun besinler, uygun miktarlarda verilmelidir.
İlk verilen tamamlayıcı besin tatlı olmamalı, şeker, bal, reçel, bisküvi, muhallebi, vb. besinlerin verilmesinin enerji alımını artıracağı unutulmamalıdır.
Bebek beslenmesinde biberon değil kaşıkla beslenme uygulanmalıdır. 
İki yaş ve üzerindeki kilolu çocukların ağırlık kontrolünde ilk adım mevcut ağırlığın korunmasıdır.
Çocuğun yaşına ve olması gereken ağırlığına uygun yeterli ve dengeli beslenme düzeni sağlanmalıdır.
Şeker ve yağ içeriği yüksek besinler çocuk istediği için ya da ödül olsun diye verilmemelidir.
Düşük enerjili diyetler kesinlikle uygulanmamalıdır.
Her öğünde dört besin grubundan besinlerin bulunmasına dikkat edilmelidir.
Öğün atlanılmamalı, azar azar ve sık sık beslenilmelidir.
Fiziksel aktivitesi artırılarak, büyüme ve gelişmesi izlenerek hızlı ağırlık artışı önlenmelidir.