10 Aralık 2014 Çarşamba
9 Aralık 2014 Salı
HASTALARI İÇİN BU KEZ ŞARKI SÖYLEDİLER
Özel Ankara Güven Hastanesi’nin 40. Kuruluş Yıldönümü
etkinlikleri kapsamında, hastane çalışanlarından oluşan TSM Korosu, unutulmaz
bir konser verdi. Konseri izleyenler arasında hastalar ve yakınları da vardı.
Türk sağlık sektörünün önde
gelen kuruluşlarından Özel Ankara Güven Hastanesi, sağlık hizmetlerinin
yanında, sanata da büyük önem veriyor. Hastane bünyesinde çeşitli sanat
dallarında eğitim gören çalışanlar, ard arda yeteneklerini sergiliyor.
Geçtiğimiz haziran ayında resim sergisi açılan hastanede, bu kez de Türk Sanat
Müziği Konseri verildi. Güven Hastanesi’nin 40. Kuruluş Yıldönümü etkinlikleri
çerçevesinde organize edilen konser, hastanenin kongre salonunda gerçekleşti.
Aralarında doktor ve hemşireler ile hasta ve yakınlarının da bulunduğu koro
üyeleri, Şef Kaya Öztaş yönetiminde unutulmaz bir konser verdi.
AMAÇ, BEDEN VE RUH BÜTÜNLÜĞÜNE KATKI
Konsere hastane çalışanları
dışında, hastanede tedavi gören hastalar ile yakınları da katıldı. Beş yıldır
faaliyetini sürdüren koro, Türk Sanat Müziği’nin en güzel eserlerini, başarıyla
seslendirdi. Güven Türk Sanat Müziği Korosu’nun faaliyetlerinin, sosyal bir
aktiviteden öte, hastanenin misyonunda da belirtildiği gibi tüm çalışanların ve
misafirlerin beden, akıl ve ruh bütünlüğüne katkı sağlamayı amaçladığı ifade
edildi. Faaliyetlerine devam eden koro yılda iki kez konser veriyor.
8 Aralık 2014 Pazartesi
Gastroözofageal Reflü Hastalığı Tanı ve Tedavisi
Gastroözofageal reflu mide ile yemek borusu arasındaki bariyerin yetersiz kalması sonucu atmış asitli mide içeriğinin yemek borusuna geri kaçmasıdır. Genellikle yemeklerden sonra fizyolojik reflu olabilir. Semptom vermez hasarlanma yapmaz. Gece saatlerinde ise reflu hiç olmaz.
Gastroözofageal reflu hastalığı (GÖRH) ise göğüs bölgesinde yanma ve mide içeriğinin geri kaçması ile oluşan yemek borusunun alt ucunda ki hasarlanmadır. Mukozal hasar olmadan da GÖRH gelişebilir.Hastaların çoğunda mukozada hasar olmazken bir grup hastada da ciddi hasarlanma yemek borusunun iltihabı (özofajit),yemek borusunda daralma (peptik darlık) ve prekanseröz doku değişimleri (Barrett Özofagusu) olabilir.
Yapılan araştırmalar erişkin nüfusun %65'inde reflu bulunduğunu ancak bunun %25'inin hekime başvurduğunu göstermiştir.
Patogenez ile ilgili en önemli mekanizmalardan biri alt özofagus sfinkter yetersizliğidir.Buna bazen bir anatomik bozukluk olan mide fıtığı da neden olabilir.Mide boşalmasında ki gecikme,aşırı yemek yeme, düzensiz beslenme, sigara ve alkol alışkanlığı şişmanlık kahve içmek dolu mide ile yatmak bazı romatizma ilaçları ağrı kesiciler ,stres reflunun oluşmasını kolaylaştırır.
Teşhiste hasta hikayesinin dikkatlice dinlenmesi belirleyicidir.Midenin üst bölgesinden yukarı göğse ve boyuna yayılan yanma,mide içeriğinin boğaza ve ağza gelmesi yutma güçlüğü,bazen takılma, ağrılı yutma,geğirme ve şişkinlik başlıca yakınmaları oluşturur.Tipik olan bu belirtilerin yanında atipik belirtiler göğüs ağrısı, ses kısıklığı,öksürük,boğazda gıcıklanma da olabilir.
Teşhiste herhangi tetkike gerek duyulmayabilir ancak hasta orta yaşın üzerinde,semptomlar uzun süredir devam ediyoratipik şikayetler kilo kaybı ilerleyici yutma güçlüğü ağrılı yutma, kansızlık varsa mutlaka endoskopik tetkik yapılmalıdır.
Ayırıcı tanıda koroner anjina,safra kesesi hastalıkları,pankreatitler, fonksiyonel dispepsi,hassas barsak sendromu akla gelmelidir.
Reflu hastalığı kişiden kişiye değişmekle beraber genelde yaşam boyu devam eden kronik bir hastalıktır.Reflu hastası bunu bilmeli ve refluyu artıran nedenlerden kaçınmalıdır.
*Kilo vermek yakınmaları %75 oranda azaltmakta iyileştirmektedir.
*Miktar olarak fazla yemek yemek mide duvar gerilimini artırarak refluya neden olmaktadır.Az ve sık yemelidir.
* Fermente alkol, kahve, yağlı, kızartılmış,mayalı yiyecekler,çikolata, taze soğan, salçalı yiyecekler ve domatesten kaçınmalıdır.
*Stresin de son yıllarda refluya neden olduğu vurgulanmaktadır.
*Ağrı kesici ilaçlar, astım, depresyon ilaçları ile bazı antibiyotikler yakınmaları artırabilir.
*Gece yatma ile en son yemek yeme arasında en az 2-2.5 saat olmalı, baş yatarken 40-45 derece açı ile yükseltilmelidir.
Tüm bu tedbirlerin yanında medikal tedavide Proton pompa inhibitörleri tercih edilmeli, ilaçlar yüksek doz başlanmalı 6-8 haftalık akut tedavi sonrası idame tedavisine geçilmeli ve azaltılarak kesilmelidir.3 aydan sonraki nükslerde aynı ilaç verilebilirken 3 aydan önce ki erken nükslerde ilaç değiştirilmelidir. H2 reseptör blokürü ilaçlar, antiasit çiğneme tabletleri ve siroplar da tedaviye eklenebilmektedir.
Gastroözofageal reflu hastalığının tedavisinde seçilmiş hastalara laparoskopik yöntemle mide girişinin sıkılaştırılması esasına dayanan cerrahi tedavi önerilebilir.
Teorik bilgiler ışığında GÖRH uzun sürede ve tedavisi gecikmiş yetersiz tedavi olmuş hastalarda kansere dönebilmekle beraber bu Türkiye'de sık rastlanan bir durum değildir.
Gastroenteroloji Uzmanı
Güven çayyolu Tıp Merkezi
www.guventipmerkezi.com.tr29 Kasım 2014 Cumartesi
100.Nakil
Bazı sayıların simgesel
önemi vardır. Bir, 10, 100... gibi. Bir rakamı, ilk olanı tanımladığı için başlangıcı
ve açılışı çağrıştırır. Okulda veya işte ilk günün, ilk çocuğun, ilk aşkın ayrı
yerleri vardır hayatımızda. Daha sonraki 10 ve 10’nun katlarını duymak, sayılmakta
olan olayın devamlık kazandığını, benimsendiğini ve kurumsallaştığını hissettirir.
Yükselen sayılar, özellikle ekip çalışmalarında paydaşların da ortak bir hedefe
ilerlemekte olduğunu gösterir. Böylesi hislerle, kurumumuzdaki 100. organ naklinin
gururunu ve sevincini yaşıyoruz.
Prof.Dr.Sedat Karademir
Prof.Dr.Sedat Karademir
14 Kasım 2014 Cuma
İnsülin Direnci
1998 yılında Türkiye’de Tip 2 diyabet hastalığı % 7,2 oranında görülürken bu oran 2010 yılında % 13.7’ye ulaşmıştır. Bozulmuş açlık kan şekeri olan hastalarda 10 yıl içinde diyabet gelişme riskinin %10-15; glikoz tolerans testi bozuk olması halinde ise riskin %35 düzeyinde olduğunu göstermektedir. Bu hastalarda hem glikoz tolerans bozukluğu hem de bozulmuş açlık glikozu bulunması halinde ise 10 yıllık diyabet riski %50’ye ulaşmaktadır.
Kilolu olmak ve kilo almak beslenmeyle ilişkili olduğu kadar vücuttaki bazı fizyolojik olayların sonucu olarak da oluşabilir. Kişide kilo problemi yaratabilen, var olan kiloyu verebilmek için direnç gösteren etkenlerden biri insülin direncidir. İnsülin her insanın pankreasından salınan ve kan şekerinin düşürülmesinden sorumlu bir hormondur. İnsülin yemek yedikten sonra kandaki şekeri vücuttaki hücre ve dokulara taşıma görevini üstlenir. Çeşitli sebeplerden dolayı (başta genetik, obezite, karbonhidrat ve yüksek glisemik indeksli gıdalar içeren yanlış beslenme alışkanlığı, steroid grubu ilaç kullanımı, enfeksiyon, gebelik, alkol kullanımı) insülin görevini yerine getiremediğinde insülin direnci denilen durum ortaya çıkmaktadır. Hipertansiyon, kolesterol yüksekliği ve trigliserit yüksekliği obezite ve insülin direnci ile ilişkili hastalıklardan bazılarıdır.
Kanda bakılan, açlık şekeri ve açlık insülini kullanılarak HOMA-IR (Homeostasis Model of Assessment-Insulin Resistance) değeri hesaplanır ve kişide insülin direncinin olup olmadığı hakkında bilgi verir. HOMA-IR değeri 2.7’den küçük olması insülin direncinin olmadığını, 2.7’den büyük olması ise insülin direncinin varlığını gösterir.
Yemekte doymama ve çabuk acıkma hissi, sürekli tatlı yeme ve gece yemek yeme isteği, terleme, baygınlık hissi ve kilo verememe gibi yakınmalarınız varsa ve bel çevresi kadınlarda 88 cm, erkeklerde 102 cm’in üzerinde ise ilk olarak bir endokrin uzmanına görünmeniz ve insülin direncinizin olup olmadığını öğrenmeniz gerekmektedir.
Beslenmede Dikkat Edilmesi Gereken Noktalar
Besin seçimine dikkat ediniz. İnsülin direncinde diyette esas olan doğru besin seçimidir. Glisemik indeksi yüksek (kan şekerini hızlı yükseltebilen) basit karbonhidratlardan olan şeker, bal, reçel ve pekmez, şekerleme, rafine edilmiş besinler, fruktoz şurubu içeren içecekler ve hazır gıdalar yerine glisemik indeksi düşük (kan şekerini yavaş yükseltebilen) olan tam tahıllı besinler, posa içeriği yüksek olan sebze ve meyveler, kurubaklagil yemekleri tercih edilmelidir. Posa içeren besinler aynı zamanda diyetin enerji yoğunluğunu azaltarak tokluk duygusu yaratır ve şişmanlığın ve şişmanlığa bağlı oluşabilecek olan insülin direncinin önlenmesine yardımcı olur. Şeker içeriği yüksek olan muz, incir, karpuz, üzüm gibi meyveler tercihlerin dışında tutulması insülin direncinin kırılmasına yardımcı olacaktır.
Öğün saatlerine dikkat ediniz. İnsülin direnci olan hastalarda tek öğünde çok yemek yemek kan şekerinin yükselmesine sebep olacaktır. Bu yüzden günde 3 ana ve 3 ara öğün olmak üzere 6 öğün beslenmek kan şekerinin daha düzenli olmasını sağlayacaktır. 4 saatten daha uzun süre aç kalmadan ara öğünlerinizde meyve; yanında ikinci bir besin olan süt grubundan süt, yoğurt veya ayran tercih edebilirsiniz. Özellikle karın bölgesinde toplanan kilolar yapılan ara öğünler ve karın egzersizleri ile incelmenizi sağlayacaktır. Unutulmamalıdır ki yanlış yapılan ara öğünler kilo almanıza, vücut yağ dokusunun artmasına ve insülin direncinizin daha da güçlenmesine sebep olacaktır
Posa tüketiminizi arttırın. Diyetin enerji yoğunluğunu azaltarak tokluk duygusu yaratır ve şişmanlığın ve şişmanlığa bağlı oluşabilecek olan insülin direncinin önlenmesine yardımcı olur. Meyve tercihleriniz posa içeriğini arttıracağından hem bağırsak hareketlerinizi arttırır hem de kan şekerinizin bir anda yükselip bir anda düşmesini engeller. Öğünlerinizde tercih edeceğiniz salata ( yağsız ve tuzsuz) posa alımınıza katkıda bulunup kan şekeri profilinizde olumlu sonuçlar gösterecektir. Fazla miktarlarda et tüketmek yerine kurubaklagil alımını artırmalı ve bol miktarda sebze-meyve tüketilmelidir. Kepekli besinler posa içeriğinden dolayı beyaz un ile yapılmış besinlere göre kan şekerinizi daha yavaş yükselteceğinden kepek ekmek, tam tahıllı ekmekler, çavdar ekmeği, kepekli galeta, kepekli diyet bisküviler tercih ediniz.
Alkol tüketimine dikkat ediniz. Alkol kullanmayın, kullanıyorsanız diyetisyeninize mutlaka danışmanız gerekmektedir. Alkol, yüksek miktarda kalori içerir ve kilo kontrolünüzün bozulmasına ve sonucunda insülin direncinizin artmasına sebep olur. Aynı zamanda kan şekerinde ani düşmelerin yaşanmasına sebep olduğu unutulmamalıdır.
İdeal kilonuzu koruyunuz. İdeal kiloda olmanız insülin direncinizin ortadan kalkmasına yardımcı olacaktır. İdeal kilonuzu koruyabilmek ve düzenli kan şekeri profiline ulaşabilmek için doktorunuzun ve diyetisyeninizin önerileri doğrultusunda hafif tempoda spor yapmalısınız. İnsülin direnci olan hastalarda %10 kilo kaybı direncin kırılmasını sağlayıp kilo verilmesinin hızlanmasını sağlar.
İnsülin direnci kırıldığında tatlı krizleri, açlık nöbetleri ve hipoglisemi sorunları ortadan kalkar, kan şekeri yüksekliğinin devamlılığı sonucunda oluşabilecek olan şeker hastalığının önüne geçilmiş olur. Vücut yağları ve kan yağları normal sınırlara gelir. Kan basıncı dengelenir ve karaciğerin yağlanabilme durumu ortadan kalkmış olur. Dengeli ve düzenli beslenme ile var olan insülin direncini kırıp hedeflenen ağırlığa ulaşmış olacaksınız
Özel Ankara Güven Hastanesi
Beslenme ve Diyet Bölümü
1998 yılında Türkiye’de Tip 2 diyabet hastalığı % 7,2 oranında görülürken bu oran 2010 yılında % 13.7’ye ulaşmıştır. Bozulmuş açlık kan şekeri olan hastalarda 10 yıl içinde diyabet gelişme riskinin %10-15; glikoz tolerans testi bozuk olması halinde ise riskin %35 düzeyinde olduğunu göstermektedir. Bu hastalarda hem glikoz tolerans bozukluğu hem de bozulmuş açlık glikozu bulunması halinde ise 10 yıllık diyabet riski %50’ye ulaşmaktadır.
Kilolu olmak ve kilo almak beslenmeyle ilişkili olduğu kadar vücuttaki bazı fizyolojik olayların sonucu olarak da oluşabilir. Kişide kilo problemi yaratabilen, var olan kiloyu verebilmek için direnç gösteren etkenlerden biri insülin direncidir. İnsülin her insanın pankreasından salınan ve kan şekerinin düşürülmesinden sorumlu bir hormondur. İnsülin yemek yedikten sonra kandaki şekeri vücuttaki hücre ve dokulara taşıma görevini üstlenir. Çeşitli sebeplerden dolayı (başta genetik, obezite, karbonhidrat ve yüksek glisemik indeksli gıdalar içeren yanlış beslenme alışkanlığı, steroid grubu ilaç kullanımı, enfeksiyon, gebelik, alkol kullanımı) insülin görevini yerine getiremediğinde insülin direnci denilen durum ortaya çıkmaktadır. Hipertansiyon, kolesterol yüksekliği ve trigliserit yüksekliği obezite ve insülin direnci ile ilişkili hastalıklardan bazılarıdır.
Kanda bakılan, açlık şekeri ve açlık insülini kullanılarak HOMA-IR (Homeostasis Model of Assessment-Insulin Resistance) değeri hesaplanır ve kişide insülin direncinin olup olmadığı hakkında bilgi verir. HOMA-IR değeri 2.7’den küçük olması insülin direncinin olmadığını, 2.7’den büyük olması ise insülin direncinin varlığını gösterir.
Yemekte doymama ve çabuk acıkma hissi, sürekli tatlı yeme ve gece yemek yeme isteği, terleme, baygınlık hissi ve kilo verememe gibi yakınmalarınız varsa ve bel çevresi kadınlarda 88 cm, erkeklerde 102 cm’in üzerinde ise ilk olarak bir endokrin uzmanına görünmeniz ve insülin direncinizin olup olmadığını öğrenmeniz gerekmektedir.
Beslenmede Dikkat Edilmesi Gereken Noktalar
Besin seçimine dikkat ediniz. İnsülin direncinde diyette esas olan doğru besin seçimidir. Glisemik indeksi yüksek (kan şekerini hızlı yükseltebilen) basit karbonhidratlardan olan şeker, bal, reçel ve pekmez, şekerleme, rafine edilmiş besinler, fruktoz şurubu içeren içecekler ve hazır gıdalar yerine glisemik indeksi düşük (kan şekerini yavaş yükseltebilen) olan tam tahıllı besinler, posa içeriği yüksek olan sebze ve meyveler, kurubaklagil yemekleri tercih edilmelidir. Posa içeren besinler aynı zamanda diyetin enerji yoğunluğunu azaltarak tokluk duygusu yaratır ve şişmanlığın ve şişmanlığa bağlı oluşabilecek olan insülin direncinin önlenmesine yardımcı olur. Şeker içeriği yüksek olan muz, incir, karpuz, üzüm gibi meyveler tercihlerin dışında tutulması insülin direncinin kırılmasına yardımcı olacaktır.
Öğün saatlerine dikkat ediniz. İnsülin direnci olan hastalarda tek öğünde çok yemek yemek kan şekerinin yükselmesine sebep olacaktır. Bu yüzden günde 3 ana ve 3 ara öğün olmak üzere 6 öğün beslenmek kan şekerinin daha düzenli olmasını sağlayacaktır. 4 saatten daha uzun süre aç kalmadan ara öğünlerinizde meyve; yanında ikinci bir besin olan süt grubundan süt, yoğurt veya ayran tercih edebilirsiniz. Özellikle karın bölgesinde toplanan kilolar yapılan ara öğünler ve karın egzersizleri ile incelmenizi sağlayacaktır. Unutulmamalıdır ki yanlış yapılan ara öğünler kilo almanıza, vücut yağ dokusunun artmasına ve insülin direncinizin daha da güçlenmesine sebep olacaktır
Posa tüketiminizi arttırın. Diyetin enerji yoğunluğunu azaltarak tokluk duygusu yaratır ve şişmanlığın ve şişmanlığa bağlı oluşabilecek olan insülin direncinin önlenmesine yardımcı olur. Meyve tercihleriniz posa içeriğini arttıracağından hem bağırsak hareketlerinizi arttırır hem de kan şekerinizin bir anda yükselip bir anda düşmesini engeller. Öğünlerinizde tercih edeceğiniz salata ( yağsız ve tuzsuz) posa alımınıza katkıda bulunup kan şekeri profilinizde olumlu sonuçlar gösterecektir. Fazla miktarlarda et tüketmek yerine kurubaklagil alımını artırmalı ve bol miktarda sebze-meyve tüketilmelidir. Kepekli besinler posa içeriğinden dolayı beyaz un ile yapılmış besinlere göre kan şekerinizi daha yavaş yükselteceğinden kepek ekmek, tam tahıllı ekmekler, çavdar ekmeği, kepekli galeta, kepekli diyet bisküviler tercih ediniz.
Alkol tüketimine dikkat ediniz. Alkol kullanmayın, kullanıyorsanız diyetisyeninize mutlaka danışmanız gerekmektedir. Alkol, yüksek miktarda kalori içerir ve kilo kontrolünüzün bozulmasına ve sonucunda insülin direncinizin artmasına sebep olur. Aynı zamanda kan şekerinde ani düşmelerin yaşanmasına sebep olduğu unutulmamalıdır.
İdeal kilonuzu koruyunuz. İdeal kiloda olmanız insülin direncinizin ortadan kalkmasına yardımcı olacaktır. İdeal kilonuzu koruyabilmek ve düzenli kan şekeri profiline ulaşabilmek için doktorunuzun ve diyetisyeninizin önerileri doğrultusunda hafif tempoda spor yapmalısınız. İnsülin direnci olan hastalarda %10 kilo kaybı direncin kırılmasını sağlayıp kilo verilmesinin hızlanmasını sağlar.
İnsülin direnci kırıldığında tatlı krizleri, açlık nöbetleri ve hipoglisemi sorunları ortadan kalkar, kan şekeri yüksekliğinin devamlılığı sonucunda oluşabilecek olan şeker hastalığının önüne geçilmiş olur. Vücut yağları ve kan yağları normal sınırlara gelir. Kan basıncı dengelenir ve karaciğerin yağlanabilme durumu ortadan kalkmış olur. Dengeli ve düzenli beslenme ile var olan insülin direncini kırıp hedeflenen ağırlığa ulaşmış olacaksınız
Özel Ankara Güven Hastanesi
Beslenme ve Diyet Bölümü
9 Kasım 2014 Pazar
3 Kasım 2014 Pazartesi
Organ Nakli Haftası'nda Sizde Yaşatma Şansına Ortak Olun
Biliyor musunuz?
“Ülkemizde 50.000 den fazla hasta organ bekliyor.”
“Organ bekleyen hastaların sayısı her geçen gün artıyor.”
“Kronik karaciğer ve böbrek hastaları bağışlanan organlarla hayata dönebiliyorlar.”
“Ülkemizde 2012 yılında nakli gerçekleştirilen 1001 karaciğer ve 2905 böbreğin ancak %25’i kadavra bağışlarından elde edildi.”
“Organ bağışı hayat kurtarır ve kurtarabileceğimiz çok hayat var.”
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




.jpg)

