14 Temmuz 2014 Pazartesi

Diyabetik Ayak Bakımı

Şeker hastalarının ayaklarında, yara ve biçim bozukluğu şeklinde görülen diyabet ayak rahatsızlığı, özellikle yaz aylarında bu hastaların yaşam kalitesini tehdit etmektedir. Diyabetik ayak hastalığı, şeker hastalarında görülen kronik bir yara çeşididir. 

Diyabetli kişilerin neredeyse yarısı yaşamları boyunca diyabetik ayak gelişme riski altındadır. Sadece tıbbi açıdan değil, sosyal ve ekonomik açıdan da sorunlara yol açan diyabetik ayak hastalığına dikkat edilmelidir. Biliyoruz tablo çok sevimli değil ama biraz özen ve dikkatle bu sorunların oluşması engellenebilir. Özellikle havaların ısınmasıyla birlikte diyabet hastalarının ayak bakımları konusunda daha titiz ve dikkatli olmaları gerekmektedir. 

Ayaklarda Mantara Dikkat!
Şeker hastası olan kişilerin, diyabet ayak riskine karşı yaz aylarında daha dikkatli olmaları gerekmektedir. Yaz aylarında sıcağın etkisiyle ayakta terlemeler ve nem artışı olur. Buna bağlı olarak da mantar enfeksiyonları artar. Mantarı engellemek için ise ayaklar her gün düzenli yıkanmalı, yumuşak bir havlu yardımıyla özellikle parmak aralarına dikkat edilerek kurulanmalıdır. Parmak aralarının nemli kalması mantarın oluşumunu hızlandırabilir. Bunun yanında pamuklu çoraplar ya da dokumasında gümüş tel bulunan çoraplar terlemeyi engelleyeceğinden tercih edilmelidir. Çorapların lastikleri sıkı olmamalı, ayaktaki kan dolaşımını engellememelidir. Güneş ve deniz tuzu ayak tabanları ile topuklarda kuruma ve çatlamalara neden olabilir. Çatlaklar ise enfeksiyonların giriş kapılarıdır. Bu yüzden ayak tabanları ve topuklar nemlendirici bir krem veya vazelin ile nemlendirilmelidir.

Ayakkabı Seçimi Çok Önemli
Yazın karşılaşılabilecek önemli bir başka sorunun da ayakkabılardır. Diyabetli kişiler yazın ayakkabılarına daha fazla dikkat etmelidir. Ayak terlemesini arttırabilecek, vuran, sıkı ayakkabılardan uzak durulmalıdır. Bunun yanında önü açık ayakkabı, parmak arası terlik giyilmemelidir. Deniz kenarları ve plajlarda ayağa batabilecek kum, çakıl cam gibi maddeler ileride ciddi enfeksiyonlara neden olabilir. Çünkü diyabetli kişilerde zamanla his kaybı da gelişebileceği için bu tip yaralanmalar fark edilemez. Diyabetli kişiler bu tip küçük tedbirler alarak yaz dönemini ayak problemi yaşamadan geçirebileceği gibi ilerde yaşayabilecekleri ciddi problemleri de engellemiş olurlar.

Meysun Erdem
Ayak Sağlığı ve Refleksoloji Uzmanı
Özel Ankara Güven Hastanesi

25 Temmuz 2012 Çarşamba

Ramazan'da Sağlıklı Beslenme





Beslenme çeşitli özel dönemlerde değişime uğramaktadır. Bu özel dönemlerden biriside ramazan ayıdır. Ramazan ayında oruç tutan bireylerde öğün sayısı azalmakta ve öğün içeriği değişmektedir. Ramazan ayını sağlıklı, üretken ve aktif geçirmek için yeterli ve dengeli beslenmeyi bu ay süresi boyunca da sürdürmeye gayret etmeliyiz.

Oruç tutan bireyler ramazan ayı boyunca düzgün beslenmezler ise çeşitli sağlık sıkıntıları ile karşılaşabilirler. Bunların başında mide rahatsızlıkları, bulantı, kusma baş dönmesi, kan şekeri dengesizlikleri ve kabızlıktır. Ramazan ayı süresince bu tip sağlık sorunları ile karşılaşmamak adına yeterli ve dengeli beslenme şarttır.

Ramazan ayı süresince oruç tutan bireyler;
1. Mutlaka sahura kalkılmalı sahurda proteinden zengin peynir, yumurta, süt-yoğurt grubu ürünler 1-2 dilim ekmek, çiğ sebzeler, 1 -2 porsiyon meyve ve bir miktar ceviz tüketip bol su içmek gün boyunca kan şekeri dengesinin sağlanmasına yardımcı olacaktır.
2. İftarda ve sahurda tüm besin gruplarından yeterli miktarlarda alınmalıdır.
3. İftar da gün boyunca düşen kan şekerini dengeleyebilmek için 1-2 hurma ile oruç açılmalı daha sonra 1 küçük kâse çorba ile devam edilip, hazmı kolaylaştırmak, mide aşırı yük bindirmemek adına 15- 20 dakika ara verildikten sonra ana yemeğe geçilmelidir. Yani iftar 2 ye bölünmelidir. Ana yemek de kırmızı/beyaz et, kuru baklagiller, zeytinyağlı sebzeler salata, yoğurt, 1-2 dilim ekmek seçenekler arasında yer almalıdır.
4. İftar ve sahur arasında su tüketimine dikkat edilmeli vücut sıvı dengesi bozulmamalıdır. Günde ortalama 2-3 litre su içilmelidir.
5. Yine ramazan ayı boyunca tuz tüketimine dikkat edilmeli çok yoğun tuz kullanılmamalıdır.
6. Çay ve kahve tüketimine dikkat edilmelidir. Çay ve kahve içerdikleri etken maddelerden ötürü vücuttan su attırabilecek etkiye sahiptir.  Vitamin- mineral emilimini engellememesi için çay ve kahve tüketiminin yemeklerden 1,5- 2 saat sonra olmasına özen gösterilmelidir.
7. Gün boyunca yavaşlayan metabolizma hızını dengeleyebilmek adına iftardan ortalama 1 saat sonra hafif yürüyüşler yapılmalıdır.
8. İftardan sonra sahura kadar olan süreçte aralara küçük ara öğünler ilave edilmelidir.  Bu ara öğün içeriği;  meyve, ayran, maden suyu ve sütlü tatlılar, mevsim itibari ile dondurma tercih edilmelidir.
9. Ramazanın bir kilo verme süreci olmadığı unutulmamalı, yeterli ve dengeli beslenmeye bu ay boyunca da devam edilmelidir.

Uz. Dyt. Aylin Aydın

1 Haziran 2012 Cuma

                                   Yaşlanmayı Geciktirici Beslenme Yöntemleri

Yaşlanma, geçmiş zamanlardan beri çözüm bulunmaya çalışılan fakat engellenemeyen doğal bir süreçtir. Yanlış beslenme alışkanlıkları, şişmanlık, hareket eksikliği, sigara, alkol, yetersiz uyku, stres ve çevresel zehirler gibi etmenler yaşlanmayı hızlandırmaktadır. Yaşlanmayı geciktirici yaşam tarzı değişiklikleri mevcuttur. Yeterli ve dengeli beslenmek, fiziksel aktiviteyi arttırmak, fazla kilolardan kurtulmak, bağışıklık sistemini güçlü tutmak, sigara ve alkolden uzak durmak, stres ile başa çıkmayı öğrenmek, serbest radikallere karşı gerekli önlemleri almak; uzun yaşamak, yaşlanırken genç kalmak, yaşlılığın belirtilerini geciktirmede izlenmesi gereken yaşam tarzı değişikleri arasındadır.
Oksidasyon vücudun paslanması anlamına gelmektedir. Oksidasyonun en önemli nedeni ise, vücudumuzda oluşan veya dışarıdan aldığımız serbest radikallerdir. Yapılan çalışmalara göre bu maddelerin yaşlanmaya neden oldukları ve yaşlanma ile kalp hastalıkları ve kanser gibi hastalıkların görülme sıklığını arttırdığı gözlenmiştir.

Antioksidantlar

Serbest radikallerin oluşumunu engelleyen ve zararsız hale getiren maddelere antioksidant adı verilmektedir. İlerleyen yaş ve yanlış beslenme alışkanlıkları ile vücudun kendi antioksidantları yetersiz kalabilmektedir. Bu nedenle bazı antioksidantlar dışarıdan alınmalıdır. Bunlar;

Koenzim Q-10: Hücrelerde enerji üretiminde önemli rol oynar, bağışıklık sistemini uyarır, dolaşımı ve kalp damar sistemini güçlendirir. Gün içerisinde 10-50mg alınması önerilmektedir. Et, balık, yumurta, brokoli, patates, soya, buğday, pirinç, fındık gibi besinlerde koenzim Q-10 bulunmaktadır.

C Vitamini: Doku yapımı ve onarımında önemli görevleri bulunmakla beraber bağışıklık sistemini güçlendirip kansere karşı koruyucu özelliklere sahip olduğu saptanmıştır. C vitaminin demirin vücutta kullanımını arttırdığı ve sigaranın zararlı etkilerini ortadan kaldırdığı çeşitli çalışmalar ile gösterilmiştir. Günlük 50-100 mg arasında alınması önerilmektedir. Yeşilbiber, turunçgiller, çilek, domates gibi besinler C vitaminin en iyi kaynakları arasındadır.

E Vitamini: Dolaşım bozukluklarını, kalp damar hastalıklarını önler, bağışıklık sistemini güçlendirir, yaşlanmaya bağlı görme bozukluklarını ortadan kaldır. Günlük 100-600 mg alınması önerilmektedir. Koyu yeşil yapraklı sebzeler, yağlı tohumlar, bitkisel sıvı yağlar en iyi kaynakları arasındadır.

Glutatyon:  Beyin, kalp, bağışıklık sistemi, böbrekler, gözlerdeki lensler, karaciğer, akciğer ve deride oksidatif strese karşı koruyuculuğa sahiptir. En iyi kaynakları soğan ve sarımsaktır.

Selenyum: Karaciğer, akciğer, kalp ve kan hücrelerini serbest radikallere karşı korumaktadır. En iyi kaynakları; fındık, ceviz, deniz ürünleridir.

Omega-3 yağ asitleri: Bağışıklık sistemi, kalp ve göz damarlarının sağlığı için gereklidir. En iyi kaynağı; balıktır.

Yaşlılıkla birlikte; tat ve koku alma azalır, görme kaybı, işitme kaybı, diş kaybı, takma diş kullanma, çiğneme ve yutma güçlüğü gibi sorunlar ortaya çıkmaktadır. Yaşlılıkta sağlıklı beslenme ve yaşam tarzı değişiklikleri ile oluşan sorunlar azaltabilmekte ve yaşam kalitesi artırabilmektedir.

Çocukluk Çağında Obezite

Çocukluk çağında görülen obezite önemli bir halk sağlığı problemi olup sağlık durumu ile ilgili birçok riskleri içerir. Bu riskli durumlar obeziteye bağlı ölüm oranını arttırır. Yapılan bir araştırmada 40 yaşında ve sigara içmeyen obez bir kişinin ömrü 7-8 yıl kadar kısalmakta, bu kişi sigara içiyor ise ömrü 13-14 yıl kadar kısalmaktadır. Obezite 20-30 yaşlarında mevcut ise ömür 17-20 yıl daha kısalmaktadır. Obezitenin çocukluk çağında başlaması halinde yaşamın daha da kısalacağı ve durumun daha da dramatik bir hal alacağı kaçınılmazdır.
Obez çocuklarda, beslenme durumundaki değişikliklere bağlı olarak çocuğun yaşam süresini kısaltan veya zorlaştıran bir seri hastalıklar dizisi gelişir. Bunların içerisinde en önemlileri; kardiyovasküler hastalıklar (koroner kalp hastalığı), hipertansiyon, tip 2 diyabet mellit, dislipidemi, karaciğer yağlanması ve siroz, adolesan kızlarda görülen polikistikoversendromudur. Bu çocuklarda serum kolestrol, trigliserid, düşük dansitelilipoprotein (LDL) düzeyleri yüksek, yüksek dansitelilipoprotein (HDL) düzeyi düşüktür.
Obezlerde insulin hormonunun kan şekeri düzeyini ayarlayıcı etkisine karşı bir direnç gelişmekte ve bu direnci kırabilmek için pankreas organı fazla çalışarak insülin salınımını arttırmaktadır. Sonuç olarak serum insülin düzeyi artmaktadır. Bu duruma hiperinsulinemi ve gelişen olaya İnsulin Direnci Sendromudenir. Bu sendroma verilen diğer bir isim de Metabolik Sendromdur.Obez çocukların üçte birinde insülin direnci mevcut olup bu oran şiddetli obezitede yüzde elliye kadar çıkabilir. Tehlikeli obezitede yağ depolanması daha ziyade viserlerde (iç organlar) olup bu tip obesiteyesantral obesite denir. Santral obesite olan çocuklarda hiperinsulinemi ve insülin direnci mevcuttur. Santral obezitenin en pratik göstergesi karın çevresinin o yaşa göre olması gereken standardın üzerinde olmasıdır.
İnsülin direnci uzun süre devam edecek olursa, mevcut insülin düzeyi kan şekerini kontrol altına alamaz hale gelerek hastada tip 2 diyabet mellit gelişir. Obezitenin bu komplikasyonlarının yanı sıra obez hastalarda; ortopedik problemler, solunum yolları rahatsızlıkları, uyku apnesi, safra kesesi taşları, gut, böbrek hastalıkları sık olarak görülür. Ayrıca obez çocuklarda serum vitamin D ve demir düzeyleri düşük bulunmuştur. 

Vejetaryenlik



Eğer yeterli protein vücuda alınmaz ise vejetaryen yeme tarzı sağlığınıza zararlı olabilir. Protein, vücudumuzun yapı taşıdır. Yeni dokuların yapımı için yaşamın her döneminde vücudumuzun proteine ihtiyacı vardır. Et, tavuk, balık, yumurta, süt ve ürünlerin bu proteini sağlayamayan vejetaryen bireylerin zenginleştirilmiş kahvaltılık tahıl (demir, b12 vitamini, çinko eklenmiş), koyu yeşil yapraklı sebzeler, kuru baklagiller, soya sütü, tofu, soya eti, tahin, susam, ceviz, badem, yer fıstığı gibi yağlı tohumlardan yeterli miktarlarda tüketilmesi gerekmektedir.

Günlük ne kadar maden suyu içmeliyim ?

Maden suyu vücutta kaybedilen minarelerin yerine konulmasında yararlıdır. Fakat sürekli ve aşırı miktarda tüketildiği zaman mideyi tembelleştirerek maden suyu içiminin artmasına neden olmaktadır. Bu yüzden tüketilen maden suyu miktarı çok önemlidir. Haftada 2-3 şişe tüketmek yeterli olacaktır.

Akşam Dışarı Çıkarken Ne Yemeliyim ?


Eğer bir davete katılıyorsanız, fazla tüketimden kaçınmak için yemeğe gitmeden 1-1 buçuk saat önce küçük bir ara öğün yaparak midenin dolu olmasını slayıp yemekte gereksiz tüketimden uzak durmuş olabilirsiniz. Daha hafif yiyerek kilo alımını engellemiş olursunuz.