28 Mart 2015 Cumartesi

Grip; önlem alınması gereken ciddi bir hastalıktır

Grip, influenza viruslarının (İnfluenza A, B veya C) etken olduğu bir solunum yolu infeksiyonudur. En önemli özelliği virusun yıllar içinde antijenik yapısında küçüklü, büyüklü değişiklikler meydana gelmesi ve zaman zaman salgınlara hatta pandemilere yol açabilmesidir. Domuz gribi, influenza A virüsünün yol açtığı ve domuzlarda çok hızlı yayılan salgınlar yapan bir hayvan solunum yolu infeksiyonuna verilen isimdir. Yıl boyunca domuzlar arasında infeksiyona yol açmasına rağmen esas salgınlar sonbahar ve kış aylarında ortaya çıkar.  Klasik domuz gribi virüsü (influenza tip A H1N1 virüsü) ilk olarak 1930 yılında izole edilmiştir. Domuz gribi virüsü diğer influenza virüsleri gibi sürekli değişir. Domuzlar aynı zamanda kuş gribi virüsleri ve insan gribi virüsleriyle de infekte olabilirler ve bu, domuzları virüsün diğer grip virüsleriyle gen değişmesini kolaylaştıran bir konakçı haline getirir.

İnfekte domuzlardan insanlara geçiş çok nadir olarak bildirilmiştir ve bu olguların çoğunluğunun domuzlarla yakın temas sonrasında olduğu bilinmektedir. 2005-2009 yılları arasında, “Centers for Disease Control and Prevention (CDC)” tarafından sadece 11 olgu olduğu bildirilmektedir.  Ancak 2009 yılında Meksika’dan başlayan ve birçok ülkeye yayılan bir H1N1 infeksiyonu salgını yaşanmıştır. Bu dönemde Dünya Sağlık Örgütü tarafından H1N1 virüsünün insanlar arasında sürekli yayılabilir hale geldiğine dair bir pandemi uyarısı yayınlanmıştır. 2010 yılında pandeminin kontrol altına alınmasından sonra da dünya üzerinde H1N1 aktivitesi devam etmiştir.

Türkiye Halk Sağlığı Kurumu tarafından açıklanan rapora göre ülkemizde yürütülmekte olan influenza sürveyansı kapsamında toplanan solunum yolu örneklerinde influenza pozitiflik yüzdesi, 2015 yılının  10. haftası itibariyle, %35’tir ve mevsimsel olarak olağan düzeydedir. Çalışılan 544 numunenin 191’inde mevsimsel influenza virüsleri [91 influenza B, 86 influenza A (H1N1), 14 influenza A (H3N2)] tespit edilmiştir. 2014-2015 sezonunda influenza A (H3N2) virüslerinin baskınlığı Kuzey Yarımküre’de yüksek kalmış, Afrika, Asya ve Avrupa’nın güney kesiminde bazı ülkelerden artan influenza A (H1N1) aktivitesi bildirilmiştir

Gribe bağlı şiddetli ya da ölümcül hastalık en çok üç grupta görülmektedir: hamile kadın (özellikle üçüncü üç aylık dönem), iki yaşın altındaki çocuklar, astımı da içeren kronik akciğer hastaları. Çocuklarda nörolojik bozukluklar da şiddetli hastalık riskini artırabilir. Ayrıca solunum yolu hastalıkları, özellikle astım, kalp-damar hastalığı, şeker hastalığı, bağışıklık sisteminin zayıf olduğu durumlar ve şişmanlık riskli gruplar olarak tanımlanmaktadır. Hastalığın en belirgin semptomları ateş, öksürük, boğaz ağrısı, yaygın vücut ağrısı, başağrısı, titreme ve halsizlik, ishal ve kusmadır. Hastalık süresi tipik olarak 4-6 gündür.  Özellikle yukarıda tanımlanan risk gruplarında virüs doğrudan akciğerleri etkilemekte ve ağır solunum yetmezliğine neden olmaktadır. Şiddetli formlarda primer viral pnömoni en çok görülen bulgu olup ölümlerin sık görülen bir nedenidir. Sekonder bakteriyel pnömoni ise genelde 5-7 gün sonra ortaya çıkmakta ve ölümle sonuçlanabilmektedir. Tanısı kesinleşmiş olan bir hastanın bulaştırıcılık periyodu semptomların başlamasından bir gün önce başlar ve sonraki yedi gün boyunca devam eder.

Grip aşıları, gripten korunmanın en etkili yoludur. Canlı zayıflatılmış aşılar ve inaktive aşılar olmak üzere farklı tipleri vardır ve her yıl risk gruplarına grip aşısı yapılması önerilir. 

Grip, insandan insana infekte  damlacıklar aracılığıyla bulaşan viral bir infeksiyon hastalığıdır.  Bulaş, esas olarak iki yolla gerçekleşir:
- İnfekte kişinin hapşırması veya öksürmesi
- İnfekte kişinin solunum sekresyonları ile direkt veya indirekt temas (eller veya yüzeyler aracılığı ile)

Toplumda hastalığa yakalanmamak için aşılanma dışında alınması gereken temel infeksiyon kontrol önlemleri aşağıda sıralanmıştır:
- İnfluenza semptomları olan kişilerle yakın temasta (1 metre veya daha yakın) bulunmayın, bu mümkün değil ise temas süresini kısaltın
- Kalabalık ortamlarda bulunmaktan kaçının, bu mümkün değil ise kalabalık ortamda bulunma süresini kısaltın
- Hasta kişileri gereksiz yere ziyaret etmekten kaçının 
- El temizliğine özen gösterin, ellerinizi su ve sabunla en az 20 saniye süreyle yıkayın veya alkollü el antiseptiği kullanarak el hiyyeni sağlayın
- Ellerinizle ağız, burun ve gözlerinize dokunmaktan kaçının
- Öksürürken veya hapşırırken kağıt mendille ağzınızı ve burnunuzu kapatın veya kolunuzun iç kısmını kullanın
- Öksürdükten veya hapşırdıktan sonra ellerinizi temizleyin
- İnfluenza benzeri semptomları olan kişiler işe veya okula gitmemeli ve hasta olmayan kişilerle yakın temastan kaçınmalıdır.

Maske Kullanımı: Maskenin toplum düzeyinde kullanımda koruyuculuğu gösterilmemiştir. Hastalık belirtisi-bulgusu olan kişilerin maske kullanması daha önemlidir. Maske ile temas sonrasında el temizliği unutulmamalıdır. Maske kullanırken aşağıdaki noktalar unutulmamalıdır:
Maske doğru kullanılmazsa ve yanlış bir güven duygusu verirse, bulaş riski artar
Maske ağız ve burnu tam kapamalı, yüz ve maske arasındaki boşluk minimal olmalı
Kullanım sırasında maskeye dokunmayın
Dokunursanız ellerinizi yıkayın
Nemlendikleri zaman yenisiyle değiştirin
Tek kullanımlık maskeleri tekrar tekrar kullanmayın

Enfeksiyon Hastalıkları
Özel Ankara Güven Hastanesi

13 Şubat 2015 Cuma

BEŞ DAKİKADAN UZUN SÜREN
GÖĞÜS AĞRISI KALP KRİZİ HABERCİSİ
Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de kalp damar hastalıkları ölüm nedenlerinin başında geliyor. Özellikle risk grubunda bulunanları kalp krizine karşı uyaran Dr. Tuğba Kayhan Altuner, “Beş dakikadan uzun süren göğüs ağrısında kalp krizi akla getirilmelidir” diyor.
Güven Çayyolu Sağlık Kampüsü’nde görevli Kardiyoloji Uzmanı Dr. Tuğba Kayhan Altuner, ülkemizde de her yıl binlerce insanın yaşamını yitirmesine neden olan kalp krizi (Miyokard Infarktüsü) konusunda önemli uyarılarda bulundu. Kalp krizine yol açan pekçok etken bulunduğuna dikkat çeken Dr. Altuner,  “En önemli nedeni, damar sertliği sonucu damar içinde oluşan plağın yırtılması ve üzerine pıhtı oturması sonucu damarın tıkanmasıdır. Damar sertliğine yol açan risk faktörleri ise genetik,  yaş, cinsiyet gibi değiştirilemez risk faktörleri ve yüksek tansiyon, şeker hastalığı, sigara içimi, kolesterol ve kötü kolesterol yüksekliği,  iyi kolesterol düşüklüğü, obezite, fiziksel aktivite azlığı gibi istenirse kontrol altına tutulabilecek değiştirilebilir risk faktörleridir” dedi.
-          Dinlenmekle geçmeyen ağrıya dikkat
Kalp krizinin uyarıcı belirtilerinin dikkate alınmasının, hayat kurtarıcı olduğunu da söyleyen Dr. Altuner, şöyle devam etti: “Hastaların bir kısmında kalp krizi oluşmadan önceki dönemlerde ortaya çıkabilen göğüs ağrıları, halsizlik, nefes darlığı,  yorgunluk gibi belirtiler olabilir. Fakat öncesinde hiçbir şikâyet olmaksızın da kalp krizi geçirilebilir. Kalp krizinin ilk belirtisi çoğunlukla göğüs kemiği arkasında baskı şeklinde ortaya çıkan, terleme ve bulantının eşlik ettiği, çeneye ve sol kola vuran şiddetli, uzun süreli göğüs ağrısıdır. Hasta huzursuzdur, ölüm korkusu ve sıkıntı hissi eşlik eder. Ancak hastaların yüzde 20’sinde, özellikle yaşlılarda ve şeker hastalarında tipik belirtiler olmayabilir. Beş dakikadan uzun süren, dinlenmekle geçmeyen göğüs ağrısında kalp krizi akla getirilmelidir. “
-          Riski azaltmak için bunları yapın

Dr. Tuğba Kayhan Altuner, kalp krizinin tekrarını önlemek ve kalp krizi riskini azaltmak içinse şu tavsiyelerde bulundu: “Kan basıncınızı, kan kolesterol ve LDL kolesterol seviyelerinizi kontrol edin, gerekirse doktorunuzun önereceği ilaçları kullanın. Şeker hastasıysanız kan şekerinizi diyet ve ilaçlarla kontrol altına tutun. Sigara içiyorsanız mutlaka bırakın.  Fazla kiloluysanız kilo verin. Haftada en az üç gün orta düzeyde fiziksel egzersiz (yürüyüş gibi) yapın.  Meyve ve sebzeden zengin, hayvansal yağlardan fakir diyetle beslenin. Bol balık tüketin ve stresten uzak durun.”

Dr.Tuğba Kayhan Altuner
Güven Çayyolu Sağlık Kampüsü
Kardiyoloji Uzmanı

3 Şubat 2015 Salı

Kalp Krizi Nedir?

Tüm dünyada ve ülkemizde en önemli ölüm nedenlerinin başında kalp damar hastalıkları gelmektedir. Kalp krizi veya tıbbi adıyla “Miyokard Infarktüsü” kalbi besleyen atardamarların bir veya birden fazlasının pıhtıyla tıkanması sonucu kalp kasının beslenemeyerek ölmesidir. Kalp krizi sırasında etkilenen kalp kası bölgesi geniş değilse tıkanma ortadan kaldırıldığında, hasta tamamen normale dönebilir ancak bölge genişse veya ana iletim sistemi etkilenmişse tıkanıklık açılsa bile hastanın tamamen iyileşme olasılığı düşüktür. Bu nedenle kalp krizinden korunma, eğer gerçekleşmişse de erken tedavi edilmesi hayat kurtarıcıdır. 

Nedenleri
Kalp krizinin en önemli nedeni damar sertliği (ateroskleroz) sonucu damar içinde oluşan plağın yırtılması ve üzerine pıhtı oturması sonucu damarın tıkanmasıdır. Damar sertliğine yol açan risk faktörleri ise genetik, yaş, cinsiyet gibi değiştirilemez risk faktörleri ve yüksek tansiyon,  şeker hastalığı, sigara içimi, kolesterol ve kötü kolesterol yüksekliği, iyi kolesterol düşüklüğü, obezite, fiziksel aktivite azlığı gibi istenirse kontrol altına tutulabilecek değiştirilebilir risk faktörleridir.  Damar sertliği gelişimini önlemek kalp krizi geçirme olasılığımızı azaltır. 

Kalp krizinin küçük bir bölümü mitral veya aort kapaktaki hastalıklar sonucu oluşabilen pıhtıların kopması (emboli) ve koroner atardamarları tıkaması sonucu olabilir. Yine özellikle kokain kullananlarda damar sertliği olmaksızın koroner atardamarın şiddetli büzüşmesi sonucu kalp krizi olabilir.

Belirtileri
Kalp krizi, yaşamı tehdit edebilen ve ölümle sonuçlanabilecek acil bir durum olduğundan uyarıcı belirtiler görüldüğü anda hastanın ambulansla en yakın sağlık kuruluşuna transferi sağlanmalıdır. Hastaların bir kısmında kalp krizi oluşmadan önceki dönemlerde eforla veya istirahatta ortaya çıkabilen göğüs ağrıları, halsizlik, nefes darlığı,  yorgunluk gibi belirtiler olabilir ancak öncesinde hiçbir şikâyet olmaksızın da kalp krizi geçirilebilir. Kalp krizinin ilk belirtisi çoğunlukla göğüs kemiği arkasında baskı şeklinde ortaya çıkan, terleme ve bulantının eşlik ettiği, çeneye ve sol kola vuran şiddetli, uzun süreli göğüs ağrısıdır. Hasta huzursuzdur, ölüm korkusu ve sıkıntı hissi eşlik eder. Beraberinde ritim problemleri olabilir. Ancak hastaların yüzde yirmisinde özellikle yaşlılarda ve şeker hastalarında tipik belirtiler olmayabilir, belirtiler hafif hissedilebilir veya sessiz olabilir. Beş dakikadan uzun süren, dinlenmekle geçmeyen göğüs ağrısında kalp krizi akla getirilmelidir.  

Tedavi
Kalp krizi tedavisine zaman kaybetmeden başlanmalıdır. Bu nedenle hastalar, özellikle kalp krizi geçirme olasılığı yüksek olan kişiler, kendilerinde kalp krizi düşündüren belirtiler hissettiğinde ambulans çağırmalı ve en yakın sağlık kuruluşuna başvurmalıdır. Zaman kaybettikçe ani gelişebilecek ritim bozukluklarına bağlı ölüm olasılığı ve etkilenen kalp kası miktarı artacaktır. Kalp krizi tedavisinde amaç ağrıyı azaltmak, oluşmuşsa ritim bozukluklarını tedavi etmek ve en önemlisi tıkalı damarın anjioplasti ile veya pıhtı çözücü ilaçlarla açılmasıdır. Günümüzde daha çok kabul gören tedavi eğer hasta uygunsa hastanın anjiografi laboratuarına alınarak tıkalı damarın direkt anjioplasti ve stent  ile açılmasıdır. 

Kalp krizinin tekrarını önlemek ve kalp krizi riskini azaltmak için;
Kan basıncınızı kontrol edin, gerekirse doktorunuzun önereceği ilaçları kullanın.
- Kan kolesterol ve LDL kolesterol seviyelerinizi kontrol edin, gerekirse doktorunuzun önereceği ilaçları kullanın.
- Şeker hastasıysanız mutlaka kan şekerinizi diyet ve ilaçlarla kontrol altına tutun.
- Sigara içiyorsanız mutlaka bırakın, gerekirse bıraktırma merkezlerinden yardım isteyin.
- Fazla kiloluysanız kilo verin gerekirse diyetisyen yardımı alın.
- Haftada en az üç gün, yapabilirseniz her gün orta düzeyde fiziksel egzersiz (yürüyüş vs.) yapın. 
- Egzersize ne zaman başlayabileceğinizi ve ne yoğunlukta egzersiz yapabileceğinizi doktorunuza danışın.
- Meyve ve sebzeden zengin, hayvansal yağlardan fakir diyetle beslenin. Bol balık tüketin ve stresten uzak durun.

28 Ocak 2015 Çarşamba

Çocuklarda Gece Yatak Islatma (Enürezis)


Nedir?
Çocuklarda yatak ıslatma (Enürezis) tanım olarak 5 yaş üstündeki bir çocuğun ayda bir-iki kezden fazla uyku sırasında istem dışı idrar kaçırmasıdır. Bazı çocuklar gündüz uyanıkken de idrar kaçırırlar.

Ne Sıklıkta Görülür?
Beş yaşındaki çocukların %20si, 7 yaşındaki çocukların %10’u, ergenlik çağındaki çocukların %1-2 si enürezis sorunu yaşamaktadırlar. Ancak hastaların doktora başvurusu bazen geç olmaktadır. Bunun bir nedeni çocuklarda enürezisin doğal karşılanması, varsa ailedeki diğer enürezli bireyler gibi bir yaşta düzeleceğinin umulmasıdır. Diğer bir neden çocuğun ve ailenin olayı utanç verici bulmasıdır. Geç doktora başvurma nedeni ile yıllarca çocuklar yatak ıslatmanın yarattığı çeşitli sorunlarla yaşamaktadırlar. Hatta bu psikolojik ve sosyal sorunlar yerleşerek, bir gün çocuğun yatak ıslatması düzelse bile uzun süre devam etmektedir.

Nedenleri Nelerdir?
Enürezise neden olan tek bir faktör değil birden fazla etken söz konusudur. İdrar kaçırma sorunu olan her çocuğun öncelikle idrar yolu enfeksiyonu, böbrek hastalıkları, mesane ile ilgili problemler veya çocukluk çağı diyabeti gibi tedavi edilmesi gereken başka bir hastalığın varlığı açısından değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu nedenle bu çocukların mutlaka çocuk sağlığı hastalıkları uzmanlarınca değerlendirilmesi gerekir. Çoğunlukla olayın psikolojik olduğu düşünülerek psikiatri uzmanlarına yönelindiğinde yukarıda sayılan hastalıkların tanı alması güçleşmektedir. Gerekli tetkiklerle başka bir hastalık olmadığından emin olunduktan sonra enürezisin tedavisine geçilir. 

Bu çocuklardaki en belirgin sorun çocuğun uykuda mesane doluluğunun hissedememesi ve tuvalete gitmek üzere uyanamamasıdır. Gece çıkarılan idrar miktarının fazla olması ve/veya mesane ile ilgili bazı değişiklikler de bu çocuklarda saptanabilen diğer sorunlardır. Bunlardan hangilerinin çocukta mevcut olduğu uygun tanı yöntemleri kullanarak saptamak gerekir.
Olayın psikolojik olup olmadığı da ailelerin merak ettiği bir konudur. Yapılan çalışmalar enürezisli çocuklardaki psikolojik etkilenmesin idrar kaçırma problemine ikincil olduğunu göstermiştir.

Ailesel midir?
Bu durumun aileden geçip geçmediği sık sorulan bir sorudur. Bazı hastalıklarda olduğu gibi birebir genetik geçiş olamamakla birlikte, enürezisli çocukların aileleri incelendiğinde %60-80 oranında idrar kaçırma öyküsü olduğu görülmüştür. Hem anne hem babasında çocukken enürezis problemi olan çocukların yaklaşık %75’inde, sadece bir ebeveyinde varsa % 40’ında enürezis görülür.

Nasıl Tedavi Edilir?
Tedavi tek bir ilaçla kesinlikle mümkün değildir. Çocuğun tedaviye katılması, duyduğu utanç ve suçluluk duygusunun yenilmesi ve bu sorundan kurtulmayı istemesi sağlamalıdır. Bunun için durumun neden kaynaklandığı ve tedavisinin nasıl olacağı yaşına göre anlayabileceği şekilde mutlaka çocuğa da anlatılmalıdır. Asla çocuk bu sorun nedeni ile cezalandırılmamalı, düzelme konusunda attığı her adım ödüllendirilmelidir.

Tedavide öncelikle gündüz tuvalete gitme alışkanlığı düzenlenmeli, idrar tutma alışkanlığı kırılmalı, düzenli mesane boşaltma sağlanmalıdır. Uyku öncesi sulu gıdaların kısıtlanması gece uyanmalarını azaltmak ve tedavi başarısını artırmak açısından gereklidir. Tedavide bugün en çok kullanılan yöntem alarm tedavisi ile çocuğun gece mesane doluluğu hissi ile uyanmasını öğrenmesini sağlanmaktadır.. Hastanın bu tedavi ile en az 3-6 ay izlenmesi, düzenli kontroller önemlidir. Bunun yanı sıra gece idrar miktarını azaltmaya yönelik ilaçlar kullanılmaktadır. 

Çocuk ve ailenin sorunu tam olarak anlamasının ve tedaviye katılmasının sağlanamadığı durumlarda uygulanan tedavi başarısız olmakta veya tedavi kesildiğinde sorun tekrarlamaktadır.

Bu nedenle gece idrar kaçıran çocuğun tedavisinde deneyimli bir sağlık ekibinin çocuk ve aileye zaman ayırarak, gerekli eğitimi vererek çocuğun günlük yaşamında konu ile ilgili davranışları düzenlemesi çok önemlidir. Bunun yanı sıra hastanın durumuna en uygun medikal tedavi yönteminin tedaviye eklenme zamanı, devam etme süresi veya tedavi değişikliği de tedavi sürecinde gerçekleştirilmelidir.

Sonuç olarak, idrar kaçırmanın gizlenecek bir sorun olmadığı, mutlaka bu konuda deneyimli hekime başvurulması, tedavide çocuk, aile ve hekimin bilinçli ve uyumlu bir şekilde çalışması ve uygun tedavi ve izlemin yapılması gerekir.