29 Kasım 2014 Cumartesi

100.Nakil



Bazı sayıların simgesel önemi vardır. Bir, 10, 100... gibi. Bir rakamı, ilk olanı tanımladığı için başlangıcı ve açılışı çağrıştırır. Okulda veya işte ilk günün, ilk çocuğun, ilk aşkın ayrı yerleri vardır hayatımızda. Daha sonraki 10 ve 10’nun katlarını duymak, sayılmakta olan olayın devamlık kazandığını, benimsendiğini ve kurumsallaştığını hissettirir. Yükselen sayılar, özellikle ekip çalışmalarında paydaşların da ortak bir hedefe ilerlemekte olduğunu gösterir. Böylesi hislerle, kurumumuzdaki 100. organ naklinin gururunu ve sevincini yaşıyoruz.  
Prof.Dr.Sedat Karademir

14 Kasım 2014 Cuma

İnsülin Direnci
1998 yılında Türkiye’de Tip 2 diyabet hastalığı % 7,2 oranında görülürken bu oran 2010 yılında % 13.7’ye ulaşmıştır. Bozulmuş açlık kan şekeri olan hastalarda 10 yıl içinde diyabet gelişme riskinin %10-15; glikoz tolerans testi bozuk olması halinde ise riskin %35 düzeyinde olduğunu göstermektedir. Bu hastalarda hem glikoz tolerans bozukluğu hem de bozulmuş açlık glikozu bulunması halinde ise 10 yıllık diyabet riski %50’ye ulaşmaktadır.

Kilolu olmak ve kilo almak beslenmeyle ilişkili olduğu kadar vücuttaki bazı fizyolojik olayların sonucu olarak da oluşabilir. Kişide kilo problemi yaratabilen, var olan kiloyu verebilmek için direnç gösteren etkenlerden biri insülin direncidir. İnsülin her insanın pankreasından salınan ve kan şekerinin düşürülmesinden sorumlu bir hormondur. İnsülin yemek yedikten sonra kandaki şekeri vücuttaki hücre ve dokulara taşıma görevini üstlenir. Çeşitli sebeplerden dolayı (başta genetik, obezite, karbonhidrat ve yüksek glisemik indeksli gıdalar içeren yanlış beslenme alışkanlığı, steroid grubu ilaç kullanımı, enfeksiyon, gebelik, alkol kullanımı) insülin görevini yerine getiremediğinde insülin direnci denilen durum ortaya çıkmaktadır. Hipertansiyon, kolesterol yüksekliği ve trigliserit yüksekliği obezite ve insülin direnci ile ilişkili hastalıklardan bazılarıdır.

Kanda bakılan, açlık şekeri ve açlık insülini kullanılarak HOMA-IR (Homeostasis Model of Assessment-Insulin Resistance) değeri hesaplanır ve kişide insülin direncinin olup olmadığı hakkında bilgi verir. HOMA-IR değeri 2.7’den küçük olması insülin direncinin olmadığını, 2.7’den büyük olması ise insülin direncinin varlığını gösterir.

Yemekte doymama ve çabuk acıkma hissi, sürekli tatlı yeme ve gece yemek yeme isteği, terleme, baygınlık hissi ve kilo verememe gibi yakınmalarınız varsa ve bel çevresi kadınlarda 88 cm, erkeklerde 102 cm’in üzerinde ise ilk olarak bir endokrin uzmanına görünmeniz ve insülin direncinizin olup olmadığını öğrenmeniz gerekmektedir.

Beslenmede Dikkat Edilmesi Gereken Noktalar

Besin seçimine dikkat ediniz. İnsülin direncinde diyette esas olan doğru besin seçimidir. Glisemik indeksi yüksek (kan şekerini hızlı yükseltebilen) basit karbonhidratlardan olan şeker, bal, reçel ve pekmez, şekerleme, rafine edilmiş besinler, fruktoz şurubu içeren içecekler ve hazır gıdalar yerine glisemik indeksi düşük (kan şekerini yavaş yükseltebilen) olan tam tahıllı besinler, posa içeriği yüksek olan sebze ve meyveler, kurubaklagil yemekleri tercih edilmelidir. Posa içeren besinler aynı zamanda diyetin enerji yoğunluğunu azaltarak tokluk duygusu yaratır ve şişmanlığın ve şişmanlığa bağlı oluşabilecek olan insülin direncinin önlenmesine yardımcı olur. Şeker içeriği yüksek olan muz, incir, karpuz, üzüm gibi meyveler tercihlerin dışında tutulması insülin direncinin kırılmasına yardımcı olacaktır.
Öğün saatlerine dikkat ediniz. İnsülin direnci olan hastalarda tek öğünde çok yemek yemek kan şekerinin yükselmesine sebep olacaktır. Bu yüzden günde 3 ana ve 3 ara öğün olmak üzere 6 öğün beslenmek kan şekerinin daha düzenli olmasını sağlayacaktır. 4 saatten daha uzun süre aç kalmadan ara öğünlerinizde meyve; yanında ikinci bir besin olan süt grubundan süt, yoğurt veya ayran tercih edebilirsiniz. Özellikle karın bölgesinde toplanan kilolar yapılan ara öğünler ve karın egzersizleri ile incelmenizi sağlayacaktır. Unutulmamalıdır ki yanlış yapılan ara öğünler kilo almanıza, vücut yağ dokusunun artmasına ve insülin direncinizin daha da güçlenmesine sebep olacaktır
Posa tüketiminizi arttırın. Diyetin enerji yoğunluğunu azaltarak tokluk duygusu yaratır ve şişmanlığın ve şişmanlığa bağlı oluşabilecek olan insülin direncinin önlenmesine yardımcı olur. Meyve tercihleriniz posa içeriğini arttıracağından hem bağırsak hareketlerinizi arttırır hem de kan şekerinizin bir anda yükselip bir anda düşmesini engeller. Öğünlerinizde tercih edeceğiniz salata ( yağsız ve tuzsuz) posa alımınıza katkıda bulunup kan şekeri profilinizde olumlu sonuçlar gösterecektir. Fazla miktarlarda et tüketmek yerine kurubaklagil alımını artırmalı ve bol miktarda sebze-meyve tüketilmelidir. Kepekli besinler posa içeriğinden dolayı beyaz un ile yapılmış besinlere göre kan şekerinizi daha yavaş yükselteceğinden kepek ekmek, tam tahıllı ekmekler, çavdar ekmeği, kepekli galeta, kepekli diyet bisküviler tercih ediniz.
Alkol tüketimine dikkat ediniz. Alkol kullanmayın, kullanıyorsanız diyetisyeninize mutlaka danışmanız gerekmektedir. Alkol, yüksek miktarda kalori içerir ve kilo kontrolünüzün bozulmasına ve sonucunda insülin direncinizin artmasına sebep olur. Aynı zamanda kan şekerinde ani düşmelerin yaşanmasına sebep olduğu unutulmamalıdır.
İdeal kilonuzu koruyunuz. İdeal kiloda olmanız insülin direncinizin ortadan kalkmasına yardımcı olacaktır. İdeal kilonuzu koruyabilmek ve düzenli kan şekeri profiline ulaşabilmek için doktorunuzun ve diyetisyeninizin önerileri doğrultusunda hafif tempoda spor yapmalısınız. İnsülin direnci olan hastalarda %10 kilo kaybı direncin kırılmasını sağlayıp kilo verilmesinin hızlanmasını sağlar.
İnsülin direnci kırıldığında tatlı krizleri, açlık nöbetleri ve hipoglisemi sorunları ortadan kalkar, kan şekeri yüksekliğinin devamlılığı sonucunda oluşabilecek olan şeker hastalığının önüne geçilmiş olur. Vücut yağları ve kan yağları normal sınırlara gelir. Kan basıncı dengelenir ve karaciğerin yağlanabilme durumu ortadan kalkmış olur. Dengeli ve düzenli beslenme ile var olan insülin direncini kırıp hedeflenen ağırlığa ulaşmış olacaksınız

Özel Ankara Güven Hastanesi
Beslenme ve Diyet Bölümü

9 Kasım 2014 Pazar

"Benim nâçiz vücûdum elbet bir gün toprak olacaktır; fakat,Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır." ATATÜRK

3 Kasım 2014 Pazartesi

Organ Nakli Haftası'nda Sizde Yaşatma Şansına Ortak Olun


Biliyor musunuz?

“Ülkemizde 50.000 den fazla hasta organ bekliyor.”

“Organ bekleyen hastaların sayısı her geçen gün artıyor.” 

“Kronik karaciğer ve böbrek hastaları bağışlanan organlarla hayata dönebiliyorlar.” 

“Ülkemizde 2012 yılında nakli gerçekleştirilen 1001 karaciğer ve 2905 böbreğin ancak %25’i kadavra bağışlarından elde edildi.”

“Organ bağışı hayat kurtarır ve kurtarabileceğimiz çok hayat var.”

23 Ekim 2014 Perşembe

Beyin Anevrizmaları

Beyin Anevrizması nedir? 
Anevrizma bir atardamarın balonlaşması veya genişlemesidir. Tıbbı bir terim olan anevrizma halk arasında baloncuk olarak adlandırılır. Anevrizmalar kanadığında beyin kanamasına yol açar. Kanama beyin ile beyni çevreleyen zar arasındaki boşluklarda meydana gelir. Bu tip kanamalara subaraknoid kanama adı verilir. 

Subaraknoid kanama hayatı tehdit eden tehlikeli bir durumdur ve acil tıbbi tedavi gerektirir. Kanamamış, herhangi bir sağlık problemine yol açmayan, başka nedenlerle yapılan tetkikler sonucunda ortaya çıkan anevrizmalar da muhtemel kanama tehlikesini ortadan kaldırmak için tedavi edilmelidir. 

Bulguları nelerdir?
Anevrizma kanadığında ani ve çok şiddetli baş ağrısı meydana gelir. Hastalar bu ağrıyı ‘hayatım boyunca yaşadığım en şiddetli ağrıydı’ şeklinde tanımlar. Bulantı, kusma, ense sertliği, ışığa hassasiyet, görmede bulanıklık, nöbet geçirme ve bilinç bulanıklığı veya kaybı eşlik edebilecek diğer bulgulardır. 

Kanamamış anevrizmalar genellikle hiçbir şikâyete yol açmaz. Ancak bazen büyük boyutlu olduklarında göz arkasında ağrı, çift görme, göz kapağında düşüklük, yüz felci gibi bulgular görülebilir. 

Anevrizma neden oluşur?
Özellikle atardamarların dallandığı yerlerde, damar duvarı daha zayıftır. Bu nedenle sıklıkla kafa tabanına yakın damarların dallandığı yerlerde görülür. 

Risk Faktörleri nelerdir?
Erişkenlerde çocuklardan daha sık, kadınlarda erkeklerden daha sık görülür. Anevrizma oluşumuna neden olabilecek risk faktörleri aşağıda sıralanmıştır: 

• İleri yaş
• Sigara kullanımı
• Yüksek tansiyon
• Damar sertliği
• Uyuşturucu (Kokain) kullanımı
• Kafa travması
• Aşırı alkol kullanımı
• Bazı enfeksiyonlar
• Menopoz sonrası dönem

Ehlers-Danlos, Polikistik böbrek, Aort koarktasyonu, Serebral Arteriyovenöz Malformasyon (beyinde damar yumakları) gibi hastalıklar anevrizma gelişme riskini artırır. Anne, baba ve kardeşler gibi birinci derece akrabalarda anevrizma olması da bir diğer risk faktörüdür. 

Tedavi Yöntemleri
Anevrizma tedavisinde 2 yol izlenebilir:

Endovasküler(damar içi) yolla koilleme:  Açık cerrahiye göre avantajları olan bir yöntemdir. Yaklaşım yolu itibarı ile cerrahiden data az invazivdir. Girişimsel nöroradyologlar tarafından, anjiografi ünitesinde yapılır. Genellikle kasıktan atardamar içine girilerek, damar içi yollar ile beyindeki anevrizma içine kadar ulaşılır. Anevrizma özel platin tellerle doldurulur. Anevrizma içine kan girmesi engellenerek, kanama riski ortadan kaldırılır. 

Bazı geniş boyunlu anevrizma vakalarında, anevrizmayı doldurabilmek için stent veya balon kullanmak gerekebilir. “Akım Yönlendirici” adı verilen bazı özel stentler de geniş boyunlu anevrizma tedavisinde tercih edilebilir. 

Cerrahi yolla klipleme:  Beyin cerrahları tarafından uygulanan bir yöntemdir. Kafatası cerrahi olarak açıldıktan sonra anevrizma plan samara ulaşılır ve küçük metal bir kliple anevrizma boynu kapatılarak içine kan girmesi engellenir.

Her 2 yöntemle de kanama riski ve/veya beyin damarlarında tıkanma riski vardır.  Damar içi yolla tedavi daha az riskli olmakla birlikte anevrizmanın tekrarlaması ve tedavinin tekrarlanması riski bu yolla daha yüksektir. 

Beyin Cerrahı, Girişimsel Nöroradyolog ve Nörologların ortak değerlendirmesi neticesinde sizin için en doğru tedavi yöntemi seçilecektir. 

Ek tedaviler: 

• Ağrı kesiciler
• Kalsiyum kanal blokörleri: Daralan damarları ilaçla genişletmek için.   
• Anjioplasti: Daralan damarları balonla genişletmek için. 
• Vazopressorlar: Kan basıncını artırarak beyne gelen kan miktarını arti®mak için. 
• Antiepileptik ilaçlar:  Kanamış hastaların nöbet geçiemesini engellemek için. 
• Ventriküler vega limber drenaj: Beyin omurilik sıvısının dışarıya akıtılarak birikmesinin engellenmesi için. 
• Rehabilitasyon tedavisi: Oluşmuş beyin hasarının sonuçlarını iyileştirmek için. 

20 Ekim 2014 Pazartesi

Cildiniz Sonbahara Hazır mı?

Sıcak, güneşli yaz günlerinin ardından yapraklar sararmaya, kurumaya, iklim soğumaya başladı. Cildiniz bu hava değişiminden etkilenecektir.

1. Yazın sıcak ve rutubetli havası, ter ve yağ bezlerinin aşırı çalışması sonucu gözenekleriniz dolar, ölü cilt hücreleri birikir. Cilt tipinize uygun bir temizleyici kullanın. Gerekiyorsa profesyonel yardım alın. Cilt bakımı veya kimyasal peeling uygulatın.

2. Güneşin etkisiyle kuruyan cildinizi nemlendirin. Cilt tipinize uygun, hücresel onarımı & koruyucu bariyerini yenileyen, ultraviyole radyasyonundan koruyan nemlendiriciler kullanın. İyi nemlenmiş deri, kırışıklık gelişmesine karşı daha dirençlidir. Kuru ciltler mezolifting enjeksiyonlarından yararlanabilirler.

3. Bol su için. Cildinizin nemini desteklemek ve biriken toksinlerden arınmak için en etkin yol bol su tüketmektir.


4. Ultraviyole ışınlarının cildinize verdiği zararlara karşı cildinize detoks diyeti yapın. A, C ve E vitaminleri gibi “network” antioksidan serumlar ve maskeler kullanın. Böylece, dış ortamın etkilerine maruz kalan cildinizi onarın, renk farklılıklarını eşitleyin.

5. Sigarayı bırakın. Sigara kullanımının cildinize en çok zarar veren etkenlerden biri olduğunu unutmayın. Cildi yaşlandıran, nem ve yağ dengesini kaybetmesine neden olan, üstelik cildin rengini değiştirerek mat ve cansız hale getiren sigarayı hayatınızdan çıkarın.

6. Alkol, gazlı ve aşırı kafeinli içecekler tüketmeyin. Cildinizden su kaybına neden olurlar.

7. Beslenmenize dikkat edin. Yeterli, dengeli (az yağlı ve kalorili) ve doğal beslenin. Güzel bir cilde sahip olmak için vücudunuzun yeterli vitamin ve minerale sahip olması gerekir. Koyu yeşil, kırmızı, turuncu sebze ve meyve ağırlıklı beslenin. Meyve ve sebzelerin renginden sorumlu pek çok madde güçlü antioksidanlardır. En ideali diyetisyeninizden beslenme desteği almaktır. Gerekiyorsa antioksidan, mineral ve vitamin destekleri kullanın.

8. Vücut ağırlığınızı kontrol altında tutun. Aşırı kilo alıp, vermeyin… Aşırı zayıflama diyetleri deride gevşeme ve sarkmalara; tersine aşırı şişmanlama durumu da deride aşırı gerilme ile elastik lif yapısında bozulmalara neden olur.

9. Mimik kaslarınızı aşırı kullanmayın. Yüz kaslarınızı gevşetin, daha relaks görünün…

10. Hayata gülümseyin… Gülümseme hareketi gıdık kaslarınızı çalıştırmanızın en ucuz, en hızlı ve en güvenli yoludur.