6 Nisan 2015 Pazartesi

Obezite Çocuk Yaşta Başlar ve Sizinle Büyür

Çocukluk Çağı Obezitesi
Obezite, vücuttaki yağ dokusunun artmasıyla ortaya çıkan önemli bir sağlık sorunudur. Vücuda alınan enerjinin harcanan enerjiden fazla olması nedeniyle ortaya çıkar. Günümüzde yetişkinlerde görülen şişmanlığın ve birçok kronik hastalıkların (hipertansiyon, diyabet, kalp hastalıkları vb.) temelinin çocukluk çağında atıldığı bilinmektedir. Obez bir çocuk yakınlarına sevimli ve hatta daha sağlıklı gelebilir. Oysa bu durum aslında onun ilerideki yaşamında önemli pek çok problemin hazırlayıcısı ve başlatıcısı olacaktır. Şişmanlık sorunu yaşamın olabildiğince erken dönemlerinde düzeltilmelidir.

Şişmanlığın Nedenleri
Şişmanlığın ortaya çıkmasında çevresel etmenler kadar genetik etmenlerinde etkili olduğu bilinmektedir. 
Genetik etmenler: Anne ve babası şişman olan çocukların sadece annesi veya sadece babası şişman olan çocuklara göre daha yüksek oranda şişman olduğu görülmektedir.

Çevresel etmenler: 
Annenin şişmanlığı ve gebelik döneminde aşırı ağırlık kazanımı ile bebeğin doğum ağırlığı arasında ilişki vardır. Gebeliğin son üç ayında bebekte hızlı bir yağ birikimi başlamaktadır. Bu dönemde annenin beslenmesi bebekte oluşabilecek yağ dokusu miktarını etkilemektedir. Annenin aşırı ve dengesiz beslenmesi bebeğin doğum ağırlığının artmasına ve sonraki yıllarda şişmanlık riskinin artmasına sebep olmaktadır. 
Yeterli süre anne sütüyle beslenen bebeklerde şişmanlık görülme riski daha düşüktür. Anne sütü yetersizliği ve yokluğuna bağlı olarak bebeğe verilen besinlerin yanlış hazırlanması şişmanlığın gelişme riskini artırır.
Ek besinlere zamanında başlama ve doğru ek besinlere başlama şişmanlık riskini azaltır. Zamanından önce şekerli ve unlu ek besinlere başlanması, öğün sıklığı , öğünlerin besin içeriği ve annelerin daha ilk yıllarda bile besin alımı için çocuğu zorlaması beslenme alışkanlıklarını olumsuz etkilemektedir.

Bebeklere ilk 6 ay sadece anne sütü verilmelidir ve 6 aydan sonra uygun besinlere başlanarak yeterli ve dengeli beslenmeleri sağlanmalıdır. 
Ebeveynlerin eğitim düzeyi, ailenin sosyo-ekonomik-kültürel durumu ve beslenme alışkanlıkları da çocukluk çağı şişmanlığında belirleyicidir.
Modern yaşam tarzı, özellikle hareket azlığı ve abur-cubur beslenme alınan enerji miktarını artırırken harcanan enerji miktarını azaltmaktadır.

FAZLA ENERJİ ALINMASI: 
Süt, yoğurt,ayran gibi kalsiyumdan zengin gıdalar yerine gazlı-kalorili içeceklerin (kola,soda,meyve suyu) içilmesi,
Tok tutan, yavaş sindirilen ve barsak hareketlerini kolaylaştıran lifli gıdaların (baklagiller,sebze,meyve) az tüketilmesi,
Bol şekerli ve yağlı yiyecekleri (cips,patates kızartması,gofret,çikolata,şekerleme) aşırı tüketme,
Fast-food tipi hazır besinlerle beslenmenin artması (pizza,hamburger,ekmek arası vb.),
Öğün atlayıp,diğer öğünlerde aşırı miktarda yemek yeme,
Televizyonda kalorili yiyecek ve gazlı-şekerli içecek tüketiminin reklamlarla özendirilmesi fazla enerji alınmasına sebep olmaktadır.

FİZİKSEL AKTİVİTENİN AZALMASI: 
Okula servisle gidip-gelme,
Merdiven yerine asansör-yürüyen merdiven kullanımı
Dışarıda oyun yerine evde televizyon, bilgisayar başında vakit geçirme(bu sırada abur-cubur tüketimi),
Kentlerde yetersiz yeşil alan ve yeşil alanlardan yoksun apartman yaşamı,
Spor dersini aksatma,spor dersi yerine başka derslerle uğraşmak ve spor dersi yetersizliği,
Teknolojik yenilikler (uzaktan kumandalı cihazlar) gün içerisinde yapılan fiziksel aktivitenin azalmasına sebep olmaktadır.

Şişmanlığın Yarattığı Sağlık Sorunları
Şişman çocukların ergenlikten önce boyları ve kemik olgunlaşma düzeyleri yaşıtlarına göre ileridedir. Bu nedenle ergenlik belirtileri erken yaşta ortaya çıkar, büyüme de erken yaşta tamamlanır.
Düztabanlık, bacaklarda eğrilik gibi ortopedik sorunlar ortaya çıkar.
Deri kıvrımlarında ve bacak aralarında sürtünme sonucu pişikler görülür.
Şişman erkek çocuklarda meme bölgesinde yağ toplanması görülür.
Deri altı yağ dokusunun artışı ile deri enfeksiyonları gelişebilir.
Soluk alıp-vermede güçlük yaşanır.
Kalp-damar hastalıkları, hipertansiyon, diyabet gibi hastalıkların çocukluk yaşlarında ortaya çıkmasına neden olur.

Tedavide yöntemler
Şişmanlığın nedenlerinin doğru olarak saptanması önemlidir. Tedavide temel yöntemler; çocuğun yaşına uygun beslenme programının belirlenmesi, fiziksel aktivitenin artırılması, yanlış alışkanlıkların düzeltilmesi ve psikolojik tedavi desteğinin verilmesidir.
İlk 6 ay sadece anne sütü verilmesi yönünde anne desteklenmeli, 6. aydan sonra, 2 yaşına kadar tamamlayıcı besinlerle birlikte anne sütü verilmesine devam edilmelidir. 
Altıncı aydan itibaren uygun tamamlayıcı besinlere azar azar başlanmalı, çocuğun ayına uygun besinler, uygun miktarlarda verilmelidir.
İlk verilen tamamlayıcı besin tatlı olmamalı, şeker, bal, reçel, bisküvi, muhallebi, vb. besinlerin verilmesinin enerji alımını artıracağı unutulmamalıdır.
Bebek beslenmesinde biberon değil kaşıkla beslenme uygulanmalıdır. 
İki yaş ve üzerindeki kilolu çocukların ağırlık kontrolünde ilk adım mevcut ağırlığın korunmasıdır.
Çocuğun yaşına ve olması gereken ağırlığına uygun yeterli ve dengeli beslenme düzeni sağlanmalıdır.
Şeker ve yağ içeriği yüksek besinler çocuk istediği için ya da ödül olsun diye verilmemelidir.
Düşük enerjili diyetler kesinlikle uygulanmamalıdır.
Her öğünde dört besin grubundan besinlerin bulunmasına dikkat edilmelidir.
Öğün atlanılmamalı, azar azar ve sık sık beslenilmelidir.
Fiziksel aktivitesi artırılarak, büyüme ve gelişmesi izlenerek hızlı ağırlık artışı önlenmelidir. 

28 Mart 2015 Cumartesi

Grip; önlem alınması gereken ciddi bir hastalıktır

Grip, influenza viruslarının (İnfluenza A, B veya C) etken olduğu bir solunum yolu infeksiyonudur. En önemli özelliği virusun yıllar içinde antijenik yapısında küçüklü, büyüklü değişiklikler meydana gelmesi ve zaman zaman salgınlara hatta pandemilere yol açabilmesidir. Domuz gribi, influenza A virüsünün yol açtığı ve domuzlarda çok hızlı yayılan salgınlar yapan bir hayvan solunum yolu infeksiyonuna verilen isimdir. Yıl boyunca domuzlar arasında infeksiyona yol açmasına rağmen esas salgınlar sonbahar ve kış aylarında ortaya çıkar.  Klasik domuz gribi virüsü (influenza tip A H1N1 virüsü) ilk olarak 1930 yılında izole edilmiştir. Domuz gribi virüsü diğer influenza virüsleri gibi sürekli değişir. Domuzlar aynı zamanda kuş gribi virüsleri ve insan gribi virüsleriyle de infekte olabilirler ve bu, domuzları virüsün diğer grip virüsleriyle gen değişmesini kolaylaştıran bir konakçı haline getirir.

İnfekte domuzlardan insanlara geçiş çok nadir olarak bildirilmiştir ve bu olguların çoğunluğunun domuzlarla yakın temas sonrasında olduğu bilinmektedir. 2005-2009 yılları arasında, “Centers for Disease Control and Prevention (CDC)” tarafından sadece 11 olgu olduğu bildirilmektedir.  Ancak 2009 yılında Meksika’dan başlayan ve birçok ülkeye yayılan bir H1N1 infeksiyonu salgını yaşanmıştır. Bu dönemde Dünya Sağlık Örgütü tarafından H1N1 virüsünün insanlar arasında sürekli yayılabilir hale geldiğine dair bir pandemi uyarısı yayınlanmıştır. 2010 yılında pandeminin kontrol altına alınmasından sonra da dünya üzerinde H1N1 aktivitesi devam etmiştir.

Türkiye Halk Sağlığı Kurumu tarafından açıklanan rapora göre ülkemizde yürütülmekte olan influenza sürveyansı kapsamında toplanan solunum yolu örneklerinde influenza pozitiflik yüzdesi, 2015 yılının  10. haftası itibariyle, %35’tir ve mevsimsel olarak olağan düzeydedir. Çalışılan 544 numunenin 191’inde mevsimsel influenza virüsleri [91 influenza B, 86 influenza A (H1N1), 14 influenza A (H3N2)] tespit edilmiştir. 2014-2015 sezonunda influenza A (H3N2) virüslerinin baskınlığı Kuzey Yarımküre’de yüksek kalmış, Afrika, Asya ve Avrupa’nın güney kesiminde bazı ülkelerden artan influenza A (H1N1) aktivitesi bildirilmiştir

Gribe bağlı şiddetli ya da ölümcül hastalık en çok üç grupta görülmektedir: hamile kadın (özellikle üçüncü üç aylık dönem), iki yaşın altındaki çocuklar, astımı da içeren kronik akciğer hastaları. Çocuklarda nörolojik bozukluklar da şiddetli hastalık riskini artırabilir. Ayrıca solunum yolu hastalıkları, özellikle astım, kalp-damar hastalığı, şeker hastalığı, bağışıklık sisteminin zayıf olduğu durumlar ve şişmanlık riskli gruplar olarak tanımlanmaktadır. Hastalığın en belirgin semptomları ateş, öksürük, boğaz ağrısı, yaygın vücut ağrısı, başağrısı, titreme ve halsizlik, ishal ve kusmadır. Hastalık süresi tipik olarak 4-6 gündür.  Özellikle yukarıda tanımlanan risk gruplarında virüs doğrudan akciğerleri etkilemekte ve ağır solunum yetmezliğine neden olmaktadır. Şiddetli formlarda primer viral pnömoni en çok görülen bulgu olup ölümlerin sık görülen bir nedenidir. Sekonder bakteriyel pnömoni ise genelde 5-7 gün sonra ortaya çıkmakta ve ölümle sonuçlanabilmektedir. Tanısı kesinleşmiş olan bir hastanın bulaştırıcılık periyodu semptomların başlamasından bir gün önce başlar ve sonraki yedi gün boyunca devam eder.

Grip aşıları, gripten korunmanın en etkili yoludur. Canlı zayıflatılmış aşılar ve inaktive aşılar olmak üzere farklı tipleri vardır ve her yıl risk gruplarına grip aşısı yapılması önerilir. 

Grip, insandan insana infekte  damlacıklar aracılığıyla bulaşan viral bir infeksiyon hastalığıdır.  Bulaş, esas olarak iki yolla gerçekleşir:
- İnfekte kişinin hapşırması veya öksürmesi
- İnfekte kişinin solunum sekresyonları ile direkt veya indirekt temas (eller veya yüzeyler aracılığı ile)

Toplumda hastalığa yakalanmamak için aşılanma dışında alınması gereken temel infeksiyon kontrol önlemleri aşağıda sıralanmıştır:
- İnfluenza semptomları olan kişilerle yakın temasta (1 metre veya daha yakın) bulunmayın, bu mümkün değil ise temas süresini kısaltın
- Kalabalık ortamlarda bulunmaktan kaçının, bu mümkün değil ise kalabalık ortamda bulunma süresini kısaltın
- Hasta kişileri gereksiz yere ziyaret etmekten kaçının 
- El temizliğine özen gösterin, ellerinizi su ve sabunla en az 20 saniye süreyle yıkayın veya alkollü el antiseptiği kullanarak el hiyyeni sağlayın
- Ellerinizle ağız, burun ve gözlerinize dokunmaktan kaçının
- Öksürürken veya hapşırırken kağıt mendille ağzınızı ve burnunuzu kapatın veya kolunuzun iç kısmını kullanın
- Öksürdükten veya hapşırdıktan sonra ellerinizi temizleyin
- İnfluenza benzeri semptomları olan kişiler işe veya okula gitmemeli ve hasta olmayan kişilerle yakın temastan kaçınmalıdır.

Maske Kullanımı: Maskenin toplum düzeyinde kullanımda koruyuculuğu gösterilmemiştir. Hastalık belirtisi-bulgusu olan kişilerin maske kullanması daha önemlidir. Maske ile temas sonrasında el temizliği unutulmamalıdır. Maske kullanırken aşağıdaki noktalar unutulmamalıdır:
Maske doğru kullanılmazsa ve yanlış bir güven duygusu verirse, bulaş riski artar
Maske ağız ve burnu tam kapamalı, yüz ve maske arasındaki boşluk minimal olmalı
Kullanım sırasında maskeye dokunmayın
Dokunursanız ellerinizi yıkayın
Nemlendikleri zaman yenisiyle değiştirin
Tek kullanımlık maskeleri tekrar tekrar kullanmayın

Enfeksiyon Hastalıkları
Özel Ankara Güven Hastanesi

13 Şubat 2015 Cuma

BEŞ DAKİKADAN UZUN SÜREN
GÖĞÜS AĞRISI KALP KRİZİ HABERCİSİ
Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de kalp damar hastalıkları ölüm nedenlerinin başında geliyor. Özellikle risk grubunda bulunanları kalp krizine karşı uyaran Dr. Tuğba Kayhan Altuner, “Beş dakikadan uzun süren göğüs ağrısında kalp krizi akla getirilmelidir” diyor.
Güven Çayyolu Sağlık Kampüsü’nde görevli Kardiyoloji Uzmanı Dr. Tuğba Kayhan Altuner, ülkemizde de her yıl binlerce insanın yaşamını yitirmesine neden olan kalp krizi (Miyokard Infarktüsü) konusunda önemli uyarılarda bulundu. Kalp krizine yol açan pekçok etken bulunduğuna dikkat çeken Dr. Altuner,  “En önemli nedeni, damar sertliği sonucu damar içinde oluşan plağın yırtılması ve üzerine pıhtı oturması sonucu damarın tıkanmasıdır. Damar sertliğine yol açan risk faktörleri ise genetik,  yaş, cinsiyet gibi değiştirilemez risk faktörleri ve yüksek tansiyon, şeker hastalığı, sigara içimi, kolesterol ve kötü kolesterol yüksekliği,  iyi kolesterol düşüklüğü, obezite, fiziksel aktivite azlığı gibi istenirse kontrol altına tutulabilecek değiştirilebilir risk faktörleridir” dedi.
-          Dinlenmekle geçmeyen ağrıya dikkat
Kalp krizinin uyarıcı belirtilerinin dikkate alınmasının, hayat kurtarıcı olduğunu da söyleyen Dr. Altuner, şöyle devam etti: “Hastaların bir kısmında kalp krizi oluşmadan önceki dönemlerde ortaya çıkabilen göğüs ağrıları, halsizlik, nefes darlığı,  yorgunluk gibi belirtiler olabilir. Fakat öncesinde hiçbir şikâyet olmaksızın da kalp krizi geçirilebilir. Kalp krizinin ilk belirtisi çoğunlukla göğüs kemiği arkasında baskı şeklinde ortaya çıkan, terleme ve bulantının eşlik ettiği, çeneye ve sol kola vuran şiddetli, uzun süreli göğüs ağrısıdır. Hasta huzursuzdur, ölüm korkusu ve sıkıntı hissi eşlik eder. Ancak hastaların yüzde 20’sinde, özellikle yaşlılarda ve şeker hastalarında tipik belirtiler olmayabilir. Beş dakikadan uzun süren, dinlenmekle geçmeyen göğüs ağrısında kalp krizi akla getirilmelidir. “
-          Riski azaltmak için bunları yapın

Dr. Tuğba Kayhan Altuner, kalp krizinin tekrarını önlemek ve kalp krizi riskini azaltmak içinse şu tavsiyelerde bulundu: “Kan basıncınızı, kan kolesterol ve LDL kolesterol seviyelerinizi kontrol edin, gerekirse doktorunuzun önereceği ilaçları kullanın. Şeker hastasıysanız kan şekerinizi diyet ve ilaçlarla kontrol altına tutun. Sigara içiyorsanız mutlaka bırakın.  Fazla kiloluysanız kilo verin. Haftada en az üç gün orta düzeyde fiziksel egzersiz (yürüyüş gibi) yapın.  Meyve ve sebzeden zengin, hayvansal yağlardan fakir diyetle beslenin. Bol balık tüketin ve stresten uzak durun.”

Dr.Tuğba Kayhan Altuner
Güven Çayyolu Sağlık Kampüsü
Kardiyoloji Uzmanı